AKÇAALAN

Merhaba ben Akçaalan. Pek çoğunuz belki benden bihaber. Haberdar olanların da benim kıymetimden veya değerimden haber olmadığı bu günlerden sizlere yazıyorum. Ben Bodrum’un küçük ve pek bilinmedik mahallelerinden biri olarak ihmal ediliyorum. Bu sitemlerimin veya söylemlerimin sebeplerini sizlere açıklamadan önce biraz kendimden bahsetmek isterim. İlk var olduğum, ilk keşfedildiğim günlerden bugüne nasıl geldim, nasıl hikayelere sahibim biraz ona göz gezdirelim dilerseniz. Ancak, bu bilgilerden veya bölgemin özelliklerinden bahsetmeden önce bana neden “Akçaalan” denildiğinden biraz bahsetmek isterim. Benim marka kimliğimi belirleyen Turgutça Turgut Reis adını taşıyan bir insandır. Tabii öncesi de var ama bu insan zamanı geldiğinde Amiral olacak ve sadece benim bölgeme değil tüm Bodrum’a imzasını atacak insan konumuna gelecek. Çocukluğu ile başlayan kılıç oyunları, güreş müsabakaları ve dağlarda çobanlık yapan bu adam; günlerden bir gün yine dağda çobanlık yaparken Adaları yani Ege denizini seyre dalar. O denizlerde dolaşan gemiler bu insanın hayallerini süsler. İşte bu hayaller sadece Türk toplumunda değil tüm Avrupa ve neredeyse tüm dünyada tanınacak bir amiralin yetişmesindeki ilk oluşumların ta kendisi olur. Evet, hayal etmeden bir başlangıç olmuyor. Önce hayal edeceksin sonrasında da hayalini gerçekleştirmek için mücadele edeceksin, tıpkı Turgut Reis gibi. Turgut Reis bilinen bir marka insan olmayı yüzyıllar öncesinde çobanlık yaparken kurduğu hayallerle başlayan serüveninde başarmıştı. Ben neden Akçaalan markasını ülke sınırlarının dışarısına çıkarmayı başaran bir marka şehir olmayayım ki?

Bir gün Turgut Reis şimdiki anıtının bulunduğu bölgede koyunlarını sulamaya gelmişti. O sırada da o bölgeden geçen gemilerden biri de su almak için kuyunun bulunduğu bölgeye yanaşmıştı. Kuyunun başında leventlerle (Osmanlı donanmasında ve kıyılarında görev yapan asker sınıfı) konuşan Turgutça. Çoban çantasını bırakmış ve artık yeni hayatına başlamaya koyulmuştu. Kısa süre içerisinde kendine ait tayfası, kadırgaları ve hatta gemileri olmuştu. Yıllar sonra bir gün, Karabağ kıyılarından geçerken kıyıda yaşlı birini görmüştü. Ona seslenerek bir kese akçeyi ona atmış. “Bunu babam Veli Çavuşa ver.” diyerek akçeyi ve selamını babasına göndermişti. Bir zaman geçtikten sonra baba ocağının yolunu yeniden tutmuştu. Baba ocağına gelen Turgut Reis babasına, gönderdiği akçeyi alıp almadığını sormuş ve işte bu da tam olarak benim bugünkü marka kimliğimi oluşturan ilk adım olmuştu. Babası da kendisine akçe getiren olmadığını söyleyince, köydeki bütün yaşlı kişileri çağırmışlardı. İçlerinde, yıllar önce Turgut Reis’in akçe gönderdiği yaşlıyı bulamamışlardı. Günlerce, “Akçe alan kim? Akçe alan kim? ” diye soruşturdukları halde akçeyi alan ortaya çıkmamış. Daha sonra benim bölgemin adı Akçe-alan – Akçaalan olarak kalmıştı. Kaybolan akçeler bulunmuş mudur bilinmez ama bugün Akçaalan adını Turgut Reis etrafında şekillenen hikâyesi benim bu şekilde marka ismime kavuşmama sebep olmuştur.

Marka kimliğim böyle oluşturuldu ama bunun çok daha önceleri var. Benim marka değerimi artıracak. Dünya’da pek çok turistin ilgisini çekecek pek çok özelliğim var. Örneğin benim ilk olarak insanları bölgemde ağırlamaya başlamam ve bugünkü marka kimliğimden önce ilk ismimin M.Ö 6. Yüzyılda Leleg’lerin başkenti olarak alınan “Termera” olduğunu biliyor muydunuz? Ben büyük uygarlıklara başkent olmuş bir bölge olmanın tecrübesini yaşıyorum. Bu tecrübenin ve uygarlıkların kalıntılarını benim bölgemde ziyarete açık hale getirmek ve profesyonel bir açık hava müzesi yapmak da tabii olarak hayallerim arasında yer alıyor. Özgür yaşamı çok sevmeleri ile ünlü Lelegler Herodot Tarihi’nde yazılanlara göre, tarihte ilk kez savaş başlığının üzerine sorguç konulması, kalkan üzerine işaretler kazınması ve kalkanı tutmak için kulp yapmak gibi günümüze kadar ulaşan savaş aletlerinin ilk kez kullanılmasına yol açmış bir topluluktur. Leleg’lere gelinceye kadar savaş alanlarında kalkanlar kulpları olmadığı için el ile tutulmaz, boyundan geçirilen bir kayışla sol omuz üstüne alınarak kullanılırdı. Dorlar ve İyonlar adalarda yaşayan Karyalıları buralardan sürünce Leleg’lerde onlarla birlikte Anadolu’ya göç etmiş Karya’lıların içinde yaşayan farklı bir topluluktur. Ünlü aşıklar ve gladyatörlerin kenti olarak bilinen Stratonikeia’ da (Muğla) antik dönemlerde (M.Ö.281-261) bulunan Pedason kenti de bir Milet’e bağlı bir  kent olmasına rağmen ‘kıvrık yaylı’ Lelegler burada da ikamet etmişler günümüzde birçok mezara sahip bir yerleşim olarak göze çarpmaktadır. Samos ve Sakız adaları da bir dönem Leleg’ lerin eline geçmişti. Aristo’nun hem yeğeni ve hem de öğrencisi olan Büyük İskender’in Doğu seferi sırasında ‘Doğu Tarihçisi’ olarak atadığı ancak daha sonra doğu geleneklerini eleştirdiği için hapse atılarak orada ölen tarihçi Kallikthenes, Halikarnassos satrapı Mausolos’ un  bugün Bodrum tepelerinde bulunan Pedasa’yı aynı bölgede bulunan altı kentin içine katarak birleştirdiğini bildirmiştir. Leleg’ler ile ilgili daha pek çok bilgi sizinle paylaşabilirim ama isterim ki bu kalkan kalıntılarını ve bu bilgileri profesyonel olarak marka şehir çatısı altında birleştirip kapılarımı yerli ve yabancı ziyaretçilere açabilecek konuma geleyim.

Zamanında etrafım surlarla çevrili iç kale görünümümle imrenilecek bir bölgeyken şimdi yüzüme bile bakılmadığını söyleyebilirim. Ancak, bu surdan ve kaleden hala kalıntılarım olduğunu da göz ardı etmek istemem. Diğer yandan, bölgemde hala bulunan kaya mezarlarının cephesi ve bölgemde yer alan şehir giriş kapısının üçgen alınlık şeklinde tamamlanmış olması ilginç bir özelliktir. Surlar, kent kapıları ve anıtsal yapıların üçgen alınlık ile taçlandırılması yarımadada Theangela, yarımada dışında Thera ve Hydas gibi erken yerleşmelerde bir gelenek olarak kullanılıyordu. Bölgemde resmen anıt niteliği taşıyan bu uygulamanın dinsel bir simge ile de ilişkilendirilmesi marka değerimi ve imajımı güçlendirebilecek kavramlardır. Bu türden kapı geleneği yarımada kaya tasarımı mezarlarda Hellenistik ve Roma dönemleri boyunca kullanılmıştır ve benim bölgemde ziyaretçilerle buluşabilecek imkâna sahiptir. Özellikle Karya’nın eski yerleşmeleri olan Termera, Hydas, Theangela ve Thera’da 2. bin Anadolu ve aynı kapı geleneğinin yaygın şekilde kullanıldığı Miken kültürü ile geleneksel bağlarının anlaşılmasında kanıt niteliğindedir.

Gördüğünüz gibi pek çok marka olmuş bölgeden çok daha fazlasına sahip durumdayım. Maalesef bu değerim göz ardı ediliyor. Bodrum sadece bir tatil, deniz ve benzeri konumlandırmalarıyla ön plana çıkmaya çalışıyor. Oysa Bodrum’un içinde zamanında önemli uygarlıklara başkentlik yapmış binlerce yıllık geçmişi olan benim gibi özel bölgeler sunulmayı sabırsızlıkla bekliyor. İhtiyacımın ne olduğu bu kadar ortadayken, bana yapılacak yatırım ve destekleri karşılıksız bırakmayacak özelliklere sahipken neden sadece ufak bir arkeoloji bölgesinden ibaret sayılıyorum? Neden benim bu özeliklerimi kullanarak Bodrum markasının konumlandırmasını, tarih, gelenek, kültür ve medeniyet zenginlikleriyle ön plana çıkarmıyoruz? İhtiyacım olan iyi bir marka şehir planlama ve pazarlama stratejisi. Bu planlamayı ve pazarlamayı yönetecek iyi marka şehir yönetimi.