AKYARLAR

Merhaba ben Arhialla. Daha doğrusu bugünkü marka imajımla Akyarlar. Arhialla benim ilk marka kimliğimi oluşturan isimdir. Bu isim antik çağlardan itibaren bugünlere gelmemi sağladı. Antik çağlardan beri ışıldayan bölgem ve beyazlığımla insanları büyülemeyi başarmıştım. O dönemlerde Arhialla da “ışıldayan, beyaz” anlamında kullanılıyordu. Dolayısıyla tarih benim bölgeme sahip olmak isteyen, imparatorluklar, medeniyetler ve topluluklarla tanışmamı hala bir yerlerde saklıyor. Bu medeniyetlerden benim üzerimde hâkimiyet kuran en büyük medeniyet de Osmanlı medeniyeti olmuştur. Osmanlı için şehirlerin ve bölgelerin markalaşması önemliydi. Bir bölgenin markalaşması için deneyimlerini ve sahip olduğu özellikleri yaşatması gerektiğinin de o dönem farkına varmıştım. Arhialla isminin Türkçe karşılığı olan, “Akça” adı verilmişti bana. Zamanla Akça adım bölgemde yaşayan insanlar ve topluluklar tarafından Akyarlar olarak değiştirildi. Bölgemde bulunun evlerden de anlaşıldığı gibi benim marka kimliğimde en büyük etki bırakan medeniyet Rum medeniyeti olmuştur. Hala Rum kültürü, Rum medeniyeti ve Rum yaşantısı benim bölgemde devam eder. Her bölgenin ruhu olduğu gibi benim bölgeme gelen insanlar da mutlaka huzurun tadına bakacak aynı zamanda Rum evlerimle Türkiye’de olmalarına rağmen başka bir medeniyeti ziyaret ediyormuş gibi hissedecektir. Bu hissi yaşatıyor olmam çok önemli. Belki şehir yöneticilerim bu durumun farkında bile değiller. Belki bu ruhun yaşatılması kendiliğinden yaşanıyor ama her nasıl olursa olsun benim bugünlerde kendime has bir imajım var. Eksiklerim var mı? Evet, pek çok eksiğim ve pek çok geliştirmem gereken özelliklerim var. Buna rağmen marka bölge olmanın özelliklerine de sahip olduğumu düşünüyorum.

Sahil boyunca uzanan Rum evlerimle dikkat çekmeyi ve insanların ilgisini üzerime almayı başarıyorum. Her medeniyet yaşadığı bölgede kendi kültürüne uygun yapılar inşa eder ve bu yapılar sayesinde bölgeler hayat bulur. Tüm Bodrum’da olduğu gibi benim bölgemde de Leleg halkının izleri hala varlığını korur. İlk medeniyeti ben Leleg halkı ile deneyimledim. Çok yakınlarımda bir yere bir antik kent inşa edilmişti. Buraya da Termera adı verilmişti. Bunları sizinle paylaşıyorum çünkü bu yaşanmışlıklar ve bu kalıntılar belki de bırakın yerli veya yabancı turistleri benim bölgemde yerleşik yaşayan insanlar tarafından bile hala sağlıklı olarak bilinmiyor. Bu konu benim için önemli ve şehir yöneticilerimin bu konu ile ilgilenmesini istediğim bir durum. Eminim ki, bu konuya yoğun bir şekilde ilgi gösterilirse, kısa bir süre içerisinde sadece yazın tatil amaçlı bir bölge olmanın ötesine geçip kültürel marka kimliğimi de güçlendirebilirim. Bodrum’u ziyaret edenlerin mutlaka görmesi gereken bir açık hava müzem olsa fena olmazdı değil mi?

Doğrusu ben Rumlar tarafından da yazlık bir bölge olarak tercih ediliyordum. Belki yazlık bir bölge için özelliklerim çok fazla olabilir ama benim gibi değerli ve kıymetli bir bölgenin sadece yazlık bir bölge olarak kullanılması marka itibarım açısından aslında çok da sağlıklı değil. Dediğim gibi Osmanlı marka kimliğine önem veren bir imparatorluktu. Rumlar bu olguyu çok da benimsememişti. Rumlar tarafından kullanıldığım zamanlarda bana “Kefaluka” denilirdi. “Rüzgârın kesiştiği yer” anlamına gelen bu isim de anlamlıydı ancak marka bilinirliğinin artması ve aynı zamanda itibarının güçlü olması için istikrar önemliydi. Toplum beni Akyar olarak bilirken bana Kefaluka denilmesi yeniden en baştan bir marka kimliği çalışması yapmamı gerektirecekti. Neyse ki Türkiye Cumhuriyeti döneminde bu duruma el atılarak Akyarlar köyü olarak varlığımı sürdürdüm. Yanlış okumadınız ben 2014 yılına kadar sadece bir köy statüsündeydim. Ne kadar kötü değil mi? İçinde antik kenti olan, pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış, tarihi kalıntıları olan, tarihi yaşanmışlıkları günümüze kadar taşıyan, belki de dünyanın en güzel doğa yaşantısını sunan bölgelerden biri olmama rağmen sadece bir köy statüsünde yıllarca varlığımı sürdürdüm. Neyse ki Büyükşehir Yasası düzenlemesi ile birlikte Muğla Büyükşehir sorumluluğunda Bodrum’a bağlı bir mahalle statüsüne taşındım. Benim sorumluluğum bugünlerde Bodrum Belediyesinin elinde. Doğrusunu söylemek gerekirse bu sorumluluk bana göre ciddi bir sorumluluk ve eğer doğru adımlarla bölgemde bir marka şehir pazarlama stratejisi uygulanırsa, Bodrum şehir yöneticileri sırf benim bölgemi ön plana çıkardıkları için kendi marka değerlerini ciddi oranda artırabilirler.

Türkiye’de çok az bölgede sörf sporuna uygun bölgeler bulunmakta. Bırakın yabancı turistleri yerli turistlerin bile sadece geçerken veya tesadüfen denk geldiği “aa burada sörf yapılabiliyormuş” dedikleri bir bölge konumundayım. Oysa Benim bölgemin doğal yapısı sörf sporuna o kadar yatın ki, doğru bir konumlandırma ile bölgemin kalkındırılması çok daha hızlı olabilir. Maalesef şu sıralar lüks ve büyük otellerin konumlandığı bir bölge olarak varlığımı sürdürüyorum. İddialı olacağım biraz belki ama benim bölgem dünyanın en güzel kumsalı ve pırıl pırıl denizlerinden birine sahip durumda. Adeta saklı bir cennet olarak keşfedilmeyi bekliyorum. Ayrıca, Türkiye’nin Yunanistan adalarına en yakın yer olarak kamp yapmak isteyen ziyaretçilerime de muhteşem doğa bölgeleri sunabilecek durumdayım. İnsanlara huzur ve rahatlık veren iklimim, muhteşem kumsalım ve tertemiz denizimle gezmeyi, görmeyi ve keşfetmeyi seven her insanın hayatında mutlaka en az bir kere görmesi gereken bir bölge durumundayım.

Benim bölgemde kendime özgü çok güzel bir koy bulunmaktadır. Bu koyda sörf yapılmasının en büyük özelliği suyun sürekli yer değişmesidir. Sörfçülerin arayıp da bulamadıkları bu doğal sörf ortamı marka konumlandırmamın en önemli özellikleri arasında yer alıyor. Diğer önemli doğa özelliğim ise Aspat Dağı. Bu dağın insanlara sunduğu manzara zihinlerdeki yerini hiç kaybetmeyecek durumda ve dağın tepesine çıkıldığında yunan adalarını gün batımında seyretmek de muhteşem bir deneyim imkanı sunuyor. Bir köyün içinde Kale olabilir mi? Yıllarca köy olarak atıl bir şekilde bir köşede Çıfıt Kalesi de benimle birlikte keşfedilmeyi bekliyordu. Bu kale benim tarihimin en önemli kalıntılarını barındırıyor aslında. En son yapılan bilimsel incelemelere göre benim bölgemde M.Ö. 7. Yy yerleşim izleri ortaya çıktı. Muhteşem koylarımda kano ve tekne ile gezinti yaparken tarih öncesi medeniyetleri deneyimleyebileceğiniz bu özellikler kaç tane mahallenin sunabileceği özellikler arasında yer alabilir? Belki yediğiniz yemek lezzetli olabilir ama lezzetten önce önemli olan o yemeğin sunumudur. Yemeği ne kadar güzel sunarsanız yemeğin lezzeti o kadar etkili olur ve unutulmaz. Şehirler de böyledir. Ne kadar güzel sunulursa o şehirleri, bölgeleri deneyimleyen insanlarda o kadar lezzetli etkiler bırakılabilir. Ben lezzetli bir bölge olduğuma eminim. Daha güzel sunulmayı sabırsızlıkla ve heyecanla bekliyorum.