AMSTERDAM

Merhaba ben Amsterdam. Benim markalaşma serüvenim küçücük bir balıkçı kasabası olarak başladı. 12. ve 13. yüzyıla kadar korsanların ve denizcilerin uğrak yeri olarak değerlendiriliyor ve her türlü yasadışı olaya şahitlik ediyordum. Bu maceraperestler buraya yerleşmeye karar vermiş ve balıkçı kasabasını bir şehir koyulmuşlardır. Bu inşaların yanı sıra gelen denizcilere ve korsanlara eğlence hayatıyla birlikte alkol hizmeti verilmeye başlamıştır. Eğlence hayatının ve alkolün yoğunlaştığı dönemlerde marka bilinirliğim de ekonomiyle birlikte yükselmeye başlamış artık insanlar tarafından yerleşilebilir bir bölge olmuştum. Ancak, İspanyolların Antwerp’i işgal etmesinden sonra birçok zengin Yahudi’nin benim topraklarıma sığınmasıyla birlikte marka kimliğimin ve imajımın yapı taşları değişmeye başlamıştır. Bu hareketlilik ile birlikte çok uluslu firmaların merkezi olmaya aday bir şehir oldum ve Doğu Hindistan Şirketinin kurulmasıyla altın çağımı yaşamaya başladım. İşte o tarihi kanallarım ve köprülerim tam da bu dönemde inşa edilmiştir.

17.yüzyılın sonlarına doğru artık marka şehir olarak dünyaya açılmaya hazırlanıyordum. Hazırlıklarımın sonunda beklediğim adım atılmış ve 1876 yılında Kuzey Deniz Kanalı inşası tamamlanmıştır. Bu kanal benim bağlantımı diğer ülkelerle sağlamıştır. Özelikle o dönemlerde deniz ticareti ve limanlar ciddi rol oynuyordu ve bu ticaretin tam olarak merkezinde yer almıştım. Artık gelir kayaklarım artmış mimari, sanat ve kültüre yoğunlaşmanın zamanı gelmişti. Çünkü bu unsurlar benim dünyada marka şehirler arasında olmamı sağlayacak en önemli yapı taşları arasında yer alıyordu. En önemli mimari yapılarım arasında Merkez İstasyonum, konser salonum ve Dam Katedralim geliyordu.

Sizin de gördüğünüz gibi Amsterdam markası olmam bir tesadüf değil. Bu markanın inşası 13. yüzyılda başladı ve günümüzde dünyanın merkezi konumuna geldi. Savaşlar, istilalar ve olumsuz birçok konu yaşamasına rağmen bütün krizler profesyonelce yönetildi ve dünyanın en güvenilir şehirlerinden biri haline geldi. Şuanda 180 farklı insana ev sahipliği yapmaktayım. Tüm bu farklı yaşamları bir arada bulunduracak altyapıya ve kültüre hükmediyorum. Marka konumlandırmam tamamen bana özgüdür. Kanallarımla romantik, Red Light District ile dağınık ve özgür yaşam tarzımla kaygısız bir algı oluşturmaktayım. Şehir düzenimi ve sokaklarımı 19. yüzyıldan beri aynı doku ile korumaktayım.

Dünyanın en kapsamlı müzelerine ve sanat galerilerine de ev sahipliği yaparken tüm müzelerin ve galerilerin yönetimini tek bir yerden sağlıyorum. Bu da marka kimliğimin ve imajımın sürdürülebilirliğini sağlıyor. Amsterdam markası olarak gençlere, sanat severlere ve özelikle girişimci firmalara imkanlar tanıyor ve her bir hedef kitleme özel yaklaşıyorum. Teknolojik gelişmeleri yakından takip ediyor ve hedef kitleme sunabileceğim tüm ayrıntıları aktif olarak https://www.iamsterdam.com/en adresinden paylaşıyorum. Tüm dünyadan herkese bana kolayca ulaşabileceği iletişim bilgilerim mevcut. Benimle dilediğiniz zaman dilediğiniz yerden iletişim kurabilirsiniz.