ÇATALCA

M.Ö 2000 yıllarına kadar dayanan tarihi geçmişim boyunca var olduğum ilk zamanlardan beri dinamik bir şehir olmayı başardım. Bu yazıda benimle ilgili hem tarihi, hem kültürel hem de stratejik olarak birçok detayı okuyor olacaksınız. İstanbul’un en eski yerleşim yerlerinden biri olmanın sorumluluğunu da taşıyorum. İlk olarak Trakların yerleşim yeri olarak kullanılmaya başladım. Tarihimin en önemli kalıntılarını hala yaşatmaya devam ediyorum. Bana bağlı olan köylerden İnceğiz Köyü’ndeki Mağaralarım hala turistlere kapılarını açık bir şekilde kendini sunaya devam ediyor. Buradan da anlaşıldığı gibi, insanların mağaralarda yaşadığı dönemlerden beridir bir yerleşim yeri olarak tercih ediliyorum. Bu mağaraların kendi içerisinde de yaşam hikayeleri ve süreçleri var. Örneğin İnceğiz köyündeki mağaralar ilk Bizans döneminde mezhep çatışmalarından uzaklaşan insanların da sığınıp yaşamlarını sürdürdükleri yerler olmuştur. Bunun yanı sıra Subaşı, Gökçeali, Pınarca köylerindeki mağaralar da yaklaşık 2500 yıllık bir tarihi geçmişe sahip olduğu bilinmektedir. Romalıların bu bölgeye gelmesiyle birlikte mağara yaşamından biraz da olsa daha modern bir yaşama geçmeye başladım. Tüm bu geçişler benim bölgemde iz bırakıp marka değerimi artıran gelişmeler olmuştur.

Romalılardan sonra birçok farklı kafileler hem Tatar ırkından hem de Balkanlardan benim bölgeme göç etmeye başladılar. Romalıların uzunca süre yönetimi altında kaldıktan sonra Makedonya devletinin yönetimi altına alındım. Benim için her şey yolunda gidiyordu çünkü farklı kültürlere var olan değerlerimi kaybetmeden ev sahipliği yapmam benim marka tarihimi güçlendiriyordu. Her şey yolunda giderken Büyük İskender çıka geldi. Büyük İskender’in Asya seferi sırasında oldukça stratejik bir bölge olduğum için yolu tam olarak benim bulunduğum bölgeden geçiyordu. Maalesef bu durum benim bölgemde büyük bir yıkıma sebep oldu. Neredeyse var olan bütün tarihi unsurlarımı birikimlerimi o tarih itibariyle sıfırlamış oldum. Artık Büyük İskender’in himayesi altına alınmıştım. İskender’in komutanlarından bazıları bu stratejik bölgeyi koruma altın almak için burada yaşamaya başladılar. Hatta ailelerinin buraya getirilmesini sağladılar ve bu bölgede yerleşim yerleri inşa ettiler. Yani kapanan bir maziden yeni bir maziye doğru yola çıkmıştım.

Antik çağa kadar stratejik konumumu koruyarak gelmeyi başarmıştım. Antik çağ döneminde bana “Metrai” adı verilmişti bu isim Osmanlıcada “Siper” anlamına geliyordu. Bu ismi almıştım çünkü var olduğum ilk zamanlardan beridir aynı stratejik önemi koruyan doğal bir savunma hattına sahiptim. Tabii tarihi geçmişim çok eski zamanlara dayandığı için o dönemlere göre benim ismimle alakalı bir çok söylenti daha doğmuştu. Örneğin Evliya Çelebi’ye göre o dönemlerde bana “Hanice” deniliyordu. Bu isim Rumca bir kelime olup Büyük İskender döneminde bulunan İstanbul’u tasarlayan Kral Yagfur’un kızı Haniçe’nin anılması için buraya bir kale yaptırılmış ve bana bu isim verilmişti. Tabii tüm bu hikayeler ve söylentiler benim marka bilinirliğimin artmasına ve marka öykümün oluşmasına olumlu katkılar sağlıyor. Her ne kadar avantajlı durumları olsa da benim kendime has bir marka imajım olmalıydı. Bu marka imajına göre konumlandırmamı oluşturmalı ve ayakları basan bir marka olduğumu diğer şehirlere duyurmam gerekiyordu. İşte tam bu esnada devreye Fatih Sultan Mehmet giriyor. Fatih döneminde bana verilen isim benim tüm varlığımı güçlendirecekti. İstanbul kuşatması öncesi Fatih’in benim bölgemi ele geçirmesi çok zor bir süreçti. Uzun süren direniş ve çetin bir savunmadan sonra İstanbul kuşatmasının çetin bir süreç olacağının mesajını buradan almış oldu. Bu süreçten dolayı bana “Çetince” adı verildi. Zamanla çetince kelimesi “Çatalca” ya dönüştürüldü ve artık “Çatalca” olarak bilinmekteyim.

Osmanlıdan sonra benim bölgemde iki farklı kültür, iki farklı yaşam ve iki farklı yerleşim biçimi bir arada yaşamaya başladı. Müslümanlar için “Ferhatpaşa Mahallesi” denilen mahalle kuruldu. Rumlar da Kaleiçi Mahallesine yerleştiler. Bana en büyük marka değerini katan yöneticilerin başında iki dönem Osmanlı sadrazamlığı yapan Ferhat Paşa gelmektedir. Ferhat Paşa sayesinde buraya su geldi ve Mimar Sinan’a kendi adıyla anılan camiyi de inşa ettirdi. Artık su altyapısı olan camisi olan ve bir çok yapısı olan oturaklı bir marka şehir olmayı başarmıştım. IV. Mehmet’ in (Avcı) avlanmak için sık sık benim bölgemi tercih etmesi ve burada uzunca süre kalması da benim marka değerimin artmasında oldukça önemli olmuştur. Benim bölgemde Hünkar Sarayı ve Bahçesinden başka Veli Usta Sarayı, Çataloğlu Sarayı,Kızlar Ağası Sarayı,Kadri Ağa Sarayı,Hasan paşazade Sarayı ve daha nice saraylar vardır. Tüm bu unsurlar yerli ve yabancı ziyaretçilere sunulmak üzere varlığını sürdürmektedir. Tek yapılması gereken ciddi ve profesyonel bir markalama çalışmasıyla bu değerlerimi insanlara ulaştırabilmem olacaktır aslında.

Tarihim boyunca istilalara, savaşlara, büyük göçlere şahitlik ettim.  Tüm bu tecrübem ve bilgi birikimim sayesinde 1924 yılında il statüsüne getirildim. Ancak İl olmanın sorumluluğu bana çok ağır geldi ve sadece 2 yıl il olarak hizmet verdikten sonra yeniden ilçe statüsüne çevrildim. Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında direniş kuvvetlerinin üssü durumundaydım. Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın hemen sonrasında Yunanistan’la yapılan göçmen değişimi anlaşması ile Türkiye’de bulunan Rum köylüler Yunanistan’a Yunanistan da bulunan Türk köylüler ise Türkiye’ye göç ettiler. Bu dönemde özellikle ekonomik açıdan göçün benim marka değerim için yararlı olduğu söylenebilir. Buna bağlı olarak kültür farklılığı ve zenginliği ile oluşan 20.yy’ in ilk çeyreğine kadar süren savaşlara şahitlik ettim. Her yıl 8 Ekim tarihinde Kurtuluş Günüm coşkun törenlerle kutlanmaktadır.

Sonuç olarak; yerleşim alanım var olduğum ilk zamanlardan beridir değişik tarihi ve sosyal olaylara sahne olmuştur. Bazı dönemlerde yoğun bir şekilde nüfuslanmış, bazen sosyo-ekonomik olarak parlamış, bazen sönükleşmiş fakat devamlı olarak yerleşim bölgesi olma özelliğini korumuştur. Tüm bu değerlere tarihi geçmişe ve kültürel çeşitliliklere sahip olmam benim marka değerimin ön plana çıkması için önemli özelikler. Ancak bugünlerde İstanbul’a uzak bir köy algısı içerisindeyim ve sadece hafa sonları insanların dinlenmek için uğradığı bir yer konumundayım. Profesyonel bir markalama çalışmasıyla bugün olduğum konumdan çok daha iyi bir konuma geleceğime inancım sonsuz.