EYÜPSULTAN

İlk olarak yerleşim birimi olarak kullanılmam 5. yüzyıla kadar dayanıyor ve o tarihten itibaren marka konumlandırmamı dini bir bölge olarak oluşturdum. Anlayacağınız ben dünyanın en güçlü marka konumlandırmalarını yapan ilçelerden biriyim. Yaşam alanı olarak tercih edildiğim ilk günden bugünlere kadar dini yapılar sebebiyle de kutsal bir şifa merkezi olarak bilinmekteyim. Şifa merkezi olmanın yanı sıra bulunduğum bölgenin coğrafi konumu da marka değerime oldukça önemli katkılarda bulunuyor. Haliç’in diğer sahilleri gibi, zengin ve yoğun bir bitki örtüsüne sahip durumdayım. Bu zengin bitki örtüsüyle birlikte civarımdaki ormanlar da av hayvanlarının yaşamlarıyla varlık gösteriyor. Birçok imparator tarafından av sahası ve safiye yeri olarak da kullanıldım.

Tüm bu avantajlarımın ve markalama sürecimin başlangıcı Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğunun başkenti olarak Konstantinapolis olarak seçilmesiyle oldu. Yani İstanbul’un üstlendiği roller ve nüfus artışı marka şehir İstanbul’un dünyada önemli bir konuma ulaşmasını sağladı. Nüfus artışından sonra sur dışında yaşamın başlaması ile ilk tercih edilen bölgeler arasında yer almayı başardım. Zaten öncesinde de sur dışında dini bir imaja sahip olan bir bölge olarak varlık göstermem yaşam alanı olarak tercih edilmemdeki önemli etkenlerdendi. İstanbul’un önemli bir konuma gelmesi de İstanbul’a ulaşılan yolların bile önemini artırdı. Bu gelişim sürecinde sur içine kara yolu ile ulaşım sağlamanın iki önemli nokta varlık gösterdi. Bunlardan biri Marmara Denizi kıyılarına paralel olan Zafer Yolu imparatorların İstanbul’a girerken anıtsal törenlerin yapıldığı bir yol olarak simgesel bir konuma geldi. Diğer yol da kuzeyden İstanbul’un farklı doğal görünümünü oluşturan tepeleri birleştirerek sur dışına çıkan aks yoludur. Bu yol benim eski dünya şehirleri arasında yer aldığımın kanıtı olarak önemini korumaktadır. Tarihi bir ilçe olmanın tüm avantajlarını kullanarak önemli bir marka şehir algısını oluşturmayı her dönemde başardım.

6. ve 7. yüzyıllar benim ticari anlamda da önemli bir konuma geldiğim dönemler olmuştur. İstanbul’a ticaret için gelen tüccarları bu dönemde hedef kitlem içerisine almıştım. Yani İstanbul’a gelen ticaret insanlarının ihtiyaçlarını ve yapacakları ticareti sur içine gitmeden benim bölgemde tamamlayabilsinler istiyordum. Bunun için sadece ticari pazarların olduğu yerler değil. İnsanların konaklayacağı yapılar hatta ibadet edebilecekleri yerler inşa etmem gerekiyordu. Ayvansaray’da surların hemen dışında Hz. Meryem’e ithaf edilen büyük bir kilise inşası yapılmıştır. Aynı zaman içerisinde Aziz Kosmos ve Damianos adlarına adanmış bir manastır daha inşa edildi. Bu yapılar o kadar talep edilen yapılar oldu ki, kendi içerisinde doğal bir zenginliği de doğurur oldu. Yani o dönemde Kydaro bugünkü Alibey ve Barbyzes bugünkü Kağıthane derelerinin Haliç’e döküldükleri yerin batısında bu ibadethaneler inşa edildiği için buraya o dönemlerden itibaren Kosmidion (Yeşil) denilmeye başlamıştı. O dönemler itibarıyla bölgeme dışarıdan turist çekmeye başlamıştım. İnsanlar bu ibadethaneleri ve “Yeşil” denilen bölgeyi ziyaret etmek için benim ilçeme geliyor. Sırf burası için gelmemiş olsalar bile İstanbul’a gelen ziyaretçilerin uğradığı bir yer olmayı başarmıştım. İnsanların yerleşimi de bu turistik bölge üzerine kurulmuştu.

Bizans yönetiminden Osmanlı yönetime geçişimde yaşadığım birçok yeni gelişme oldu. Tıpkı eski Yunan ve Roma şehirleri gibi Osmanlı da şehirlerini planlı bir şekilde geliştirmeyi hedeflemişti. Bunun yanı sıra ibadet, yönetim, ticari alışkanlıklarda da yaşadığım bazı değişiklikler benim marka kültürümü daha da geliştirildi. İstanbul’un Fatih Sultan Mehmet tarafından fetih edilmesi durgunluk döneminden çıkmamı sağladı. Devletin tüm yükünü sırtlayan ve imparatorluğun tüm yükünü taşıyan bir dünya şehri olarak planlanan İstanbul gücünü tüm dünyaya göstermeyi başarmıştı. Başkent olarak İstanbul’un üstlendiği sorumluluklar ister istemez sur içindeki ve sur dışındaki bölgelere de olumlu bir etkide bulundu. Saray, Bedesten ve çevresinde Kapalıçarşı, Haliç’teki liman çevresinde kapanlar ile Haliç’in kuzeyinde Galata komşuluğunda Tophane ve Kasımpaşa’da tersane gibi ilk sanayi tesisleri bu dönemde ortaya çıkmıştır. Tüm bu gelişmelerin olumlu etkilerini yaşamaya başladım. Özelikle sur içi ile bağlantı yollarımdan olan aks üzerinde kurulan Sultan camileri ve külliyeler ön plana çıktı.

Benim var olduğum dönemden beri yaşadığım en can alıcı durum da tam bu dönemde yaşandı. Artık Osmanlı İmparatorluğunun başkenti görevini gören şehrinin en önemli ilçelerinden birsiydim. Tabii yeni bir markalama sürecine girmem de hemen peşinden geliyordu. İslamiyet’in, Müslümanlığın tüm dünyaya kendini duyurması için İstanbul’u destekleyen en önemli ilçelerden biriydim. Çünkü uzunca bir dönem Hristiyanlar için de bir ibadet bölgesi olarak konumlandırmamı sürdürmüştüm. Hz Muhammed’in sahabelerinden Ebu Eyyub’a (Eyüpsultan) ait olduğuna inanılan mezarın bulunmasıyla tüm dünyaya İslami bir ilçe olduğumun ve İslamiyet’in de Avrupa’ya ulaştığına dair güçlü bir mesaj görevi gördüm. Bu mezar üzerine Fatih tarafından yaptırılan türbenin, yanında İstanbul’un ilk sultan camii ve külliyesi (medrese, kütüphane, imaret, çifte hamam) inşa edildi. Bu külliye bugünkü Eyüpsultan yerleşmesinin çekirdeğini oluşturmuş, çevresinde Bursa’dan gelen göçmenlerin ve Yörüklerin iskanı ile yerleşme gelişmiş ve İstanbul’un kalabalık nüfusunun besin ihtiyacının karşılanmasında burada yer alan tarım alanları ve meralardan yararlanılmıştır.

Eyüpsultan marka kimliğimi oluşturdu ve bu benim tarihimdeki en önemli değişim oldu. Tüm İslam aleminin ve Osmanlı padişahlarının önem verdiği bir bölge konumuna geldim. İslamiyet’in manevi sembolü olarak Osmanlı İmparatorluğu sultanlarının halife olarak İslam dünyasının dini temsilcisi konumuna getirilmesi, bunun gereği olarak Hz. Muhammed’e ait  kutsal emanetlerin de benim bölgeme taşınması marka değerime değer katıldı. O kadar önemli bir konuma geldim ki, Mekke, Medine ve Kudüs gibi İslamiyet için kutsal marka şehirlerin 4. ziyaret edilen bölgesi konumuna geldim. Tarikatlara ait tekkeler, ileri gelen bilim insanları ve birçok saray mensubuna ait türbeler de benim bölgemde yer aldı.  Bu sebeplerden dolayı Osmanlı’nın gelişim dönemlerinde önemli bir konumdaydım ve devletin halkla ilişkilere geçtiği ideolojik ve simgesel tahta oturma, bağlılık yemini, kılıç kuşanma törenlerinde, sünnet, doğum ve zafer kutlamalarında akla gelen ilk yer olmayı başardım. Kısa bir süre içerisinde İstanbul’un sur dışında yer alan ilçeleri arasında en yoğunlarından biri oldum.

Her yeni dönemde kazandığım özelikler beni her zaman geliştirmeye devam etti. Osmanlı döneminde eski Avrupalı kültürümden uzaklaşıp asıl kimliğim olan İslam merkezlerinden biri olmayı başardım. Cumhuriyet döneminde ise İslami konumlandırmamdan bir değer kaybetmeden Avrupa’ya da göz kırpar oldum. Bunun için Avrupa’ya verdiğim mesaj, Haliç’i ve tarihi yarımadayı kuşbakışı gören doyumsuz manzarasıyla aşıkların buluşma yeri olarak bilinen bölgeye Piyer Loti ismi verilerek gerçekleştirildi. İstanbul’a gelen tüm yerli ve yabancı turistlerin mutlaka ziyaret ettikleri bir bölge olarak hala varlık gösteriyorum. Bu benim için çok büyük bir avantaj olmasına rağmen tarihim boyunca yükselerek ilerleyen gelişme sürecim durağan bir dönem yaşamakta. Markalama çalışmalarım ve gelecek planlarımla yeniden eski gelişimime sahip olarak dünyadaki rakip şehirlerin gelişmesinden geri kalmama umuduyla varlığımı sürdürüyorum.