NEFRET

Her duygunun yaşanması insan hayatında normal şeklinde varlık gösterdiği gibi nefret duygusunun da yaşanması normal bir durumdur. Öyle kendi kendine meydana gelmiyor duygular. Her birinin oluşmasında bir sebep sonuç ilişkisi var ve insanın içinde bulunduğu duruma göre en uygun olan duygu durumu oluşmuş oluyor. Aşık olan, sevgiyi yaşayan, özlem duygusunu yaşayan veya nefret eden kişi öyle durup dururken bu duyguların içerisinde bulunamaz. Sabah kalkıp, “Bugün de biraz nefret duygusunu yaşayayım, bugün de biraz aşk duygusunu yaşayayım” diyerek yaşanacak bir şey değildir. Duygular insanların yaşadığı durumlar içerisinde doğrudan oluşur ve birbirini takip eden süreçler doğrultusunda hayat bulmaya başlar. Nefret duygusunun oluşması da aynen bu şekilde oluşur. Öyle “pat” diye birden bire nefret etmez insan. Zamanla birbirini takip eden olumsuz durumların birikmesiyle nefret de varlık göstermeye başlar. Yaşanan bu durumlar da insanın iradesinde olmadan nefret duygusunu yaşamasına sebep olur ve elinde olmadan nefret ediyor olarak bulur kendini. Bu duygu hayatta yaşanan olumsuz durumlara verilen ve içinde adalet kavramını da barındıran, insanın az da olsa iyi hissetmesini sağlayan, “madem o bana bunları yaşattı ben de ondan nefret ederek içimi rahatlatıyorum” düşüncesiyle insanı benliğini dengede tutan bir tepki türüdür. Sonra da insan bu nefret duygusuna esir olur. Oysa özgürlüğün kapısından geçmenin koşulu olan öfke ve nefreti kapıda bırakması gerektiğinin farkında bile değildir. Bunun farkına varana kadar da ceza evinde yaşamını sürdürmeye devam eder. Aslında, hiçbir duygunun anormal olmadığı gibi nefret duygusunun da anormal bir durum olmadığı bariz bir şekilde ortadadır. İnsanların bir durumdan, bir şeyden veya birinden nefret etmesi çok doğal bir durumdur. Burada işin püf noktasını kaçırmamak gerek, önemli olanın yaşama devam etmek için hayatı ve insanları sevmek gerektiği inancına sahip olmaktır. Yaşamak için de hayatı, insanları ve durumları sevmek gerektiği inancına sahip olan insanlar da doğal olarak bu durumlardan nefret ediyor olmanın zararlı, kötü ve hatta çaresizlik içinde yaşanan bir duygu olarak algılarlar. Oysa bu zararlı, kötü ve hatta çaresizliğin bilincine vardığı andan itibaren insan kendini karanlıklar içine atmış oluyor, bu durumun hiç geçmeyeceğini düşünerek psikolojisini bozacak duruma geliyor. Bu öylesine trajik, tüyler ürpertici ve iğrenç bir an yaratıyor ki insanın içerisinde artık insan her şeyi boşveriyor. Hayatına aldığı insanlara dikkat etmiyor. Bir şeyi üzerini kapatmak için başka şeylerle ilgileniyor. Saatlerce başka insanlarla iletişim halinde kalıyor. Farkında olmadan kendi yaralarını başka insanları yara bandı olarak kullanırcasına örtmeye çalışıyor. Nefret ettiği durumlardan uzaklaşmak, kendini bir kalenin içerisine hapsetmek istiyor. Çünkü o kişiden veya durumdan nefret ettiği için onunla yaşamaya devam etmek için hiçbir haklı gerekçesi kalmadığını düşünür.

Bilmez ki insan, hangi duygu yaşanırsa yaşansın en güzel anlar sevdiğinle, aşık olduğunla yaşanınca güzeldir. Bazen dışarıdan bir ses aşıklara haber vermeli: kalbin tüm meselelerinin sadece kalpte çözülebildiğini anlatmalı aşıklara, çünkü bir duygunun hakkından da ancak başka bir duygu gelir. “Aşkın içinde, sevmenin içinde ümitsizliğe mi kapıldın, gel bak onun panzehridir aslında nefret duygusu” demek, “sevdiğin yanlış yaptı diye ona kızman, ona öfkelenmen, hatta ondan nefret etmen çok normal, nefret ediyorsun diye öldürme sakın sevdiğini” demek gerek bazen. Sevmek öyle kolay kazanılmaz ki vadesi çabucak dolsun, sevmek ölene kadar devam eder yaşamaya, sevenlerle beraber. Dolayısıyla bu yaşamın içerisinde nefret de olacak, delice tutkuyla bağlanmak da olacak elbet. Unutulmamalıdır insanların izin verdiği kadar belirleyici rol alır duygular insan hayatında. Yani hiçbir duygu insanın kendisine rağmen onun hayatında belirleyici olacak güce sahip değildir. Yani nefret duygusuna sahip olabilir insan, nefret de edebilir ancak asıl mesele nefret dolu eylemlerde bulunarak var olan güzellikleri yıkmamaktır, nefretin altına sığınarak öldürmemektir sevdiğini. Nefret duygusunu insanın hayatının belirleyici bir yerine koyması, durumlara yaklaşımlarını ve davranışlarını nefret duygusu ile meydana getirmesi, o sevgiyi, o aşkı, zayıf ve iradesiz bırakmak olur. Ancak, şu düşünceden de uzaklaşmak gerek, “Nefret varsa bu kesin beni harekete geçirecek, geçmemesi için de nefret etmekten kurtulmalıyım ‘senden nefret etmiyorum’ yalanının altına sığınmalıyım” dememeli insan. İnsan yaşadığı duyguların karşısında kendini güçsüz, zayıf ve çaresiz görmemelidir. İnsanın sahip olduğu hiçbir kötü ve olumsuz duygu, iyi ve olumlu duygudan güçlü olamaz. Nefret duygusu yaşandı diye sevgi bitmez, nefret ediyor diye insan aşkından vazgeçmemeli. Eğer nefreti güçlendirip aşkı ezmeye kalkarsa insan o zaman kendini karanlık bir kuyuya atmış olur.

Doğal olarak insanın içerisinde oluşan olumlu veya olumsuz duygular insanların tutum ve davranışlarını ister istemez etkiliyor. Durumlar zincirinden sonra ortaya çıkan nefret duygusu da görünürde şer olarak algılanabilir ama o nefret durumu belki de süre gelen olumsuzluklar zincirini kıracaktır. Nefret ile birlikte olumsuzluklar zincirini daha da kuvvetlendirmek ve birlikteliğine zarar vermek de yapılan en büyük yanlışlıklardan biri olur. Yüzü şer gibi görünse de aslında özü hikmetli bir duygudur nefret duygusu. Nefret duygusuna karşı savaş açmak, nefretten uzak durmak, bu durumu yaşamaktan kaçınmak, insanın zayıf düşmesini ve çaresizliği öğrenmesini sonrasında da sonsuza dek yanlışın hakimiyeti altında kalmasını sağlar. Nefret duygusunu doğru bir şekilde yaşamak veya içinde olduğumuz durumda hangi duyguya girdiğimiz, hangi duyguyu insanın içinde ne kadar yaşattığı veya neden bu duyguya içinde yer verdiği insan için bir anlam ifade etmez. Böyle durumlarda ha nefret etmişiz, ha çok sevmişiz, önemli değildir. Anne çocuğundan bile nefret edebilir bazen. Annenin çocuğundan nefret ettiği dönemlerde çocuğunu yalnız bırakması, onu kapının önüne terk etmesi, çocuğunu ölüme göndermesi, sonrasında da başka çocuklara ilgisini ayırarak kendi çocuğunu unutmaya çalışması normal olur muydu? Elbette hiç de normal bir durum değildir bu. Bu durum sevdiği yanlış yaptı diye ondan nefret edip onu ölüme terk etmek ile aynıdır. İşin özü, insanların tutumlarını ve yaklaşımlarını belirlemede içinde bulunduğu olumsuz duygular tek başına belirleyici mecra olamaz!

Olumsuz duygularla kendini donatan, hayatı boşvermişliklerle yaşayan insan bunu nerden bilsin! “Ondan nefret ediyorum, daha iyi bir hayat yaşamak için bu durumdan kurtulmalıyım.” gibi düşünen biri için nefret duygusunun hayatını daha iyi yaşamaya engel olduğu düşüncesi normal olmayan bir düşüncedir. Yani nefret durumunda insanın kızması, öfkelenmesi normaldir çünkü beyin insanın ruhsal durumlarına uygun bir şekilde tepki veriyordur. Her şer sanılanda mutlaka bir hayır vardır. Nefret mi etti insan? Demek ki hayatı belli bir dönem nefret ede ede yaşamak gerekiyor. Öyle “nefret ediyorum biran önce bitsin” de nedir Allah aşkına? Nefret durumu rüzgar gibidir ve nefret yaşama engel olan, insanın sevdiğinden vazgeçmesine sebep olan, kötü ve zararlı bir duygu türü değildir. Uçaklar için rüzgar uçmaya engel olmadığı gibi rüzgarla birlikte uçuşlarını sürdürürler, rüzgara sırtını verecek olsa rüzgar o aldığı kuyruk rüzgarının şiddetiyle Sabiha Gökçen Havalimanında yaşanan uçak kazası gibi çok şiddetli bir şekilde piste çakılır ve ölümlere yol açar. O yüzden “nefretten kaçayım” kaçayım derken piste çakılmak yerine nefrete göğsünü gerekerek yükselme imkanının olduğunu bilmeli insan. Duygularından kaçmamalı insan.

Hayat bir dönem insanın sevdiklerinden nefret ederek de yaşanabilir. Hayatın son bulmasına engel olmayan duygular ne iyidir ne de kötüdür aslında. Eğer bir duygu insanın içerisinde varlık gösteriyorsa, mutlaka vardır bir haklı gerekçesi ve belli bir dönem konuk olacaktır o insanın hayatına. Bu konuğun insanın evini başına geçirmesi hayatı zindan etmesi de mümkün değildir. Mutlaka geldiği gibi de gider. Yaşanan her durum, o durumun yaşanmasına uygun bir vaktin geldiği için yaşanmaktadır. Eğer bir duygunun yaşanması için zaman gelmişse o duygu yaşanır. Zamanı geldiği için yaşanan bu duyguların insanların hayatında oluşması doğal bir durumdur. Duygular ve düşünceler insanın iradesinde değildir ki, bu durumdan sorumlu olsun insanlar. Duyguları biz sınıflandırdık “bunlar iyi duygular, bunlar kötü duygular, şunlar sağlıklı düşünceler, ötekiler sağlıksız düşünceler” ayrımlarını da insanlar kendileri yapmışlardır. Yani insanların kötü dediği duygu ve düşünceler özünde kötü oldukları için değil, o duyguların kötü kodlandığından, onların kötü ve zararlı olduğuna inanıldığı için kötü etkileniliyor. Yani nefret de diğer duygular da aslında kötü olarak etkilemiyorlar, sadece etkilemiş oluyorlar. Bu etkileme durumuna “kötü” demek de insanın sonradan duygulara eklediği roller olur. Kısacası insan psikolojik olarak ne olumsuzluk yaşıyorsa, bu şekilde yanlış kodlamalar, tanımlamalar yüzünden çekiyor.