NEVŞEHİR (KAPADOKYA)

Merhaba, ben Pers döneminde markalaşmaya başlamış ve o dönemde “Güzel Atlar Ülkesi” anlamına gelen Kapadokya ismini alan dünyanın önemli marka bölgelerinden biriyim. Benim bulunduğum bölge şuan Nevşehir iline bağlı bir bölge olarak varlığını sürdürüyor. Yaklaşık 60 milyon yıl önce daha insanlığın dünyada varlık göstermediği dönemlerde bile benim bölgem doğal hareketliliğe şahitlik ediyordu. O zamanlarda bölgemdeki yanar dağlardan çıkan lavlar şuan ki şehir özelliklerimi oluşturdu. Kısacası daha insanlık yokken doğal bir şekilde mağaralar binalar oluşturulmuş ve kendimi insanlığa hazırlamıştım. Bu doğal şehirleşme özelliğim sayesinde Paleolitik dönemde insanlar da benim bölgemi yaşam alanı olarak kullanmaya başladı. Marka değerim daha insan yokken varlığını oluşturmaya başladığı ve bu oluşumun bugünlere kadar yapısını koruyarak geldiği için kendimi çok şanslı hissediyorum. Haliyle her dönemden farklı kültürler, medeniyetler ve dinler de benim bölgemde varlık göstermeye başladı. Hititler ve sonrasında Hristiyanlar için oldukça önemli bir bölge oldum. Lavların oluşturduğu kayalar oyulmaya başladı, apartmanlar, evler ve ibadethaneler inşa edildi. Putlara tapınan topluluklardan kaçan insanlar için adeta bir Hristiyan merkezi konumlandırmasına sahip olmuştum.

Tabii bu dönemde sayısız kilisenin inşa edilmesi ve marka değerime değer katması da kaçınılmaz bir durum oldu. Bütün kiliselerden bahsedemesem de benim için özel ve anısı olan El Nazar Kilisesi hakkında ufak bilgi vermek istiyorum size. Şu anki şehir merkezine sadece 800 metre uzaklıkta yer alan bir peribacasının oyulmasıyla meydana gelen bu kilise benim bölgemde çok da insanlar tarafından bilinmeyen muhteşem bir seyir zevki sunma özelliğine sahiptir. Kilise hala ziyaretçilerine kapısını açık tutarken, kilisenin hemen yanında kilisenin korunması, bilet satışlarının ve diğer işlemlerin yapıldığı bir kulübe bulunmakta. Bu kulübe ve kiliseden bahsediyorum çünkü buranın özelliği kendi içerisinde aşkı, sevgiyi, kucaklamayı ve insanın özgürlüğünü simgeliyor. Bir bölge için bundan özge daha ne simgelenebilir ki? Kulübenin  tahtında geçirilen zamanlar sanki insanın oraların hakimiymiş gibi hissetmesini sağlıyor. İnsan orada kral olurken kraliçesiyle birlikte tüm bölgemi hakimiyeti arasına alıyor. Sonrasında bu hakimiyeti göstermek için bulunduğu yerden kalkıp haykıran insana bölgemin her noktasından geri dönüşler geliyor. O enerji, o aşk ve o rüyayı yaşamak için tüm zincirlerin birbirini tamamlaması ve güçlü bir bağ kurması kaçınılmaz bir durum oluyor. İnsanın hayatında bir daha asla yaşayamayacağı kendi içerisinde var olan bu doğal gelişimi insanlara deneyim olarak sunmanın gururunu yaşıyorum. Benim bölgemin kendi içerisinde bir büyüsü var. Buraya gelen insan da bu büyüye kapıldı mı bir kere, nerede olursa olsun beni unutması imkansız bir hal alır. Bir konuda, bir filmde, bir şarkıda veya belgeselde beni büyümden etkilenmiş insan anımsadı mı beni, yıllar geçse bile sanki o anı yaşamışçasına o ana gelir. İşte bu kilisenin varlığının ve yaşattığı tecrübenin tam olarak hikayesi böyle bir güce sahip.

Doğanın, tarihin, hikayelerin ve aşkların bütünleştiği, birleştiği ve kendini var ettiği bir bölgedir benim bölgem. Doğal olarak oluşturulan peribacalarının oyulması da insanların hikayeleri yaşamasına sebep olmuştur artık. Evler, kiliseler süslenerek insanlara yuva olmuştur. Yüzbinlerce yıl medeniyeti içerisinde barındırmış ve günümüze kadar taşımayı başarmış bir bölgeyim ben. Çivi yazılarının bile kalıntılarını bugünlere taşıdım. Bölgeme girişte bulunan Güray Müze adeta bir “Merhaba” diyor gelen ziyaretçilerime ve nelerle karşılaşacaklarının bir özetini sunuyor insanlara. Çivi yazılı tabletlerden, modern kap kaçaklara kadar bir yaşam sürecini görüyor insanlar burada. Birçok medeniyeti ağırladıktan sonra nihayet İslamiyet ile tanışmıştım. Selçuklular tarafından ele geçirilmiştim artık.  Yıldırım Bayezid ile de Osmanlı topraklarının bir parçası oldum. Bölgemin korunma altına alınması ve turistik olarak kapılarını açması da bu dönemlerde varlık gösterdi. Çünkü Osmanlı medeniyeti simgeliyor, mağara yaşamından daha şehir yaşamına geçen bir hayat vaat ediyordu vatandaşlarına. Benim bölgemin bir cazibe bölgesi olmasını da Osmanlı sağlamıştı. İster istemez koruma altına alınıp kapılarını ziyaretçilere açsa da bölgemde yerel halk da yaşamaya devam ediyor ama şehirleşmede doğal mirasıma zarar verilmiyordu. Her adım profesyonel yönetiliyordu.

Osmanlı sayesinde başlatılan markalaşma çalışmaları benim bugün antik ve turistik bir bölge olmamı sağlamıştı. Bunun yanı sıra düşman hücumlarından korunmak için yer altına oyulmuş birbirine bağlı katlardan meydana gelen Derinkuyu, Kaymaklı, Özkonak, Göztezin, Konaklı yer altı şehirleri de varlığını sürdürdü. Hayat için her türlü imkanın bulunduğu yeraltı şehirlerinde, dışarıyla bağlantılı olan koridorlar, bir yatak üzerinde dönen değirmentaşı biçimindeki büyük taşlarla kapatılıyordu. Benim bölgemin Bizans döneminden kalma tüf (yumuşak) kayalara oyulmuş kiliseler, capellalar, manastırlar ve keşiş hücreleri de koruma altına alındı. Ihlara Vadisi, Zelve, Çavuşin, Ürgüp, Göreme, Avanos, Belisırma Vadisi, Avcılar, Uçhisar, Ortahisar ve Soğanlı Vadisinde yüzün üzerinde kilise ve capella bulunmaktadır. Özellikle Ihlara Vadisi, yapılarının çokluğu ve duvar resimlerinin çeşitliliği ön plana çıkarıldı. Benim bölgemin tek mimarı malzemesi olan taş yörenin volkanik yapısından dolayı ocaktan çıktıktan sonra yumuşak olduğundan çok rahat işlenebilmekte ancak hava ile temas ettikten sonra sertleşerek çok dayanaklı bir yapı malzemesine dönüşmektedir. Kullanılan malzemenin bol olması ve kolay işlenebilmesinden dolayı yöreye has olan taş işçiliği gelişerek mimari bir gelenek halini almıştır. Gerek avlu gerekse ev kapılarının malzemesi ahşaptan kullanılması kural haline getirildi ve marka imajım da bu sayede şekillendi. İslam resim sanatını göstermek açısından önemli olan güvercinliklerin bir kısmı manastır veya kilise olarak inşa edilmişti ve bunlar da koruma altına alındı. Güvercinliklerin yüzeyi yöresel sanatçılar tarafından zengin bezemeler, kitabeler ile süslenmişlerdir. Şarapçılık ve üzüm yetiştiriciliği ile de ün kazandım.

Bu kadar imkana sahip olduğum için turistik gelişmeler de benim bölgemde farklı faaliyet alanları doğurdu. Balon gezilerinin düzenlendiği, çamurdan kap kaçak yapımının insanlara deneyim olarak sunulduğu bir bölge oldum. Bunlarla birlikte özel bazı müzeler (Oyuncak Müzesi gibi) bölgemde varlık gösterdi. En önemlisi de bölgemde yer alan tarihi yapıların bazılarının restoran olarak kullanılması olmuştur. Akşamüzeri insanların yürüyüş yaptıktan sonra güzel bir yemek eşliğinde canlı müzik dinleyeceği onlarca butik mekana sahip durumdayım. Türk insanının sıcaklığını yansıttığı bu mekanlarda Nevşehir halkının sıcaklığından da kaçınmak mümkün değil. Restoranların bazılarında karşınıza Badilli Ali Taşkıran gibi sanatçılarından bazılarıyla karşılaşabilir ve saatlerce süren akşam yemeğine yöresel şarkılar eşlik edebilir.  İşte bu yaşananlar, bu tarihi eğerler, doğal zenginlikler ve birliktelikler sayesinde benim bölgeme gelip de aşkı yaşamamak mümkün değil. Marka konumlandırmamın en önemli özelliklerini yaşatmaya ve geliştirmeye devam ediyorum.