ÖZÜR DİLEMEK

Öyle herkesin yapabileceği bir şey değildir affetmek, özellikle korkaklar affetmenin ne demek olduğunu bilmez, sadece cesur olanlar “nasıl affediliri” bilirler. Korkak olan biri bağışlamanın ne demek olduğunu bilmez, onun yapısında yoktur affetmek. Öyle herkesin becereceği bir durum da değildir affetmek. Affetmeyen bilmiyor ki bu durumu öğrenmeden, bu durumu hayatına geçirmeden kırgınlıklarından, öfkesinden ve intikam arzusundan kurtulamayacağını. Genelde insanlar özür dilemeye karşı da bir mücadele içerisinde olur. Özür dildiği zaman yaptığı yanlışı kabullendiğini düşündüğü için bu durumdan uzak tutmaya çalışır kendini. İnsanın değer verdiği, sevdiği biri yanlış yaptığında otomatikman özür dilemesi beklenir. Özür dilemediği zamanlarda da üzülür, duygusal olarak kendini kötü hisseder. Sonra tavır ve davranışlar değişmeye başlar ki, yanlış yapan insan yanlışını fark etsin. Yani yanlış yapanın yanlışını fark edip özür dilemediği durumlarda ilişkinin süreci artık olumsuz bir hal almaya başlamış olur. Özür dilemenin zamanı ne kadar geciktirilirse, karşı tarafın bu durumu kabul etmesi de o kadar zorlaşır. Birlikteliklerin kriz dönemlerinde en çok ihtiyaç duyduğu kavramdır bağışlama veya bağışlanma. Bu durumların ortaya çıkması için de birçok sebep olabilir ama birliktelikleri ağır bir trafik kazasından sonra yola savrulmuş insanlar haline getiren durum sadakatsizlik durumudur. Bu durum affedilmesi zor bir durumdur. İşte yaşanan olaylarda birlikteliklerin gösterdiği tepkilerde o birlikteliğin ne kadar kuvvetli veya zayıf olduğunu gösteriyor. Yani kimileri o kadar çok seviyordur ki sadakatsizlik yapmasına rağmen sevgisine güvenip, sevgisine sahip çıkıp bu hatanın bir daha yapılmaması taahhüttü ile sevdiğini kucaklıyordur. Kimileri de sadakatsizlikten daha az yıpratacak sarsacak durumlarda bile çekip gitmeyi tercih ediyor ve sevdiğini ölüme terk ediyordur. O yüzden işte L. Sterne, “Yalnızca cesur insanlar nasıl bağışlanacağını bilirler. Bir korkak asla bağışlamaz, bu onun doğasında yoktur” bu cümleleri kurmuştur.

İnsan yaşadığı en ağır durumlarda bile sevdiğini affetmek istiyorsa en başta duygularını değiştirmesi gerekmektedir. Elbette insanın içinde oluşan o olumsuz duyguları silip atmak mümkün değildir ve insanın içinde karşı koymaya çalıştığı durum dönüp dolaşıp karşısına çıkmaya, kendisini rahatsız etmeye devam eder. Bu duygu değişimlerini başlatmanın en kritik yeri de özür ve bağışlamakla başlar. Affetme duygusu insanın içinde anlayış ve hoşgörünün görünmesini sağlar. Bu durumlar da insanın içindeki olumsuz duyguları bir nebze de olsa törpüler. İnsan ancak affederek canını acıtan o kötü duyguları bir kenara koyup ve onları daha da güçlendirmeden uzaklaşma imkanı verir. İnsanın yaratılışında vardır zaten sevmek ve merhamet etmek. Bu durumları kullanmadığı müddetçe, acıları, yaraları canlı tuttuğu müddetçe insan mutlu olamaz. Özgürleşmek için de yaşanan kötü geçmişten kurtulmak esas konu haline gelir. Affetmenin insanın içinde var ettiği o ferahlık o huzur insanın hiçbir zaman yakalayamayacağı bir durum halini alır. Yani affetme durumu hata yapılana verilen bir mükafattan ziyade insanın kendine verdiği en büyük hediye olur. İnsanın affettiği kişinin karşısına geçip, “ben seni affettim” demesi de zorunlu olan bir durum değildir. Affetmek öyle sözle olmaz, kalple gerçekleşen bir durumdur. Hiçbir zaman unutulmamalıdır ki, zor günlerde insanın sevdiğine saygı, merhamet, anlayış, hoşgörü ve vefa göstermesi kendisinin aynı tepkileri zamanı geldiğinde alması anlamına gelecektir ki, bu döngü sayesinde de mutlu bir birlikteliğin ömür boyu sürmesi varlık gösterecektir. Olumsuz duyguların yerini olumlu duygulara bırakmak insanın içinde kazanılan en önemli zaferdir. Sevenlerin birbirini affetmesi demek, sevdiğini kıracak, ona zarar verecek, bedel ödetmeye çalışacak davranışlardan uzak olmakla hayat bulur. Affetmek haklı olmanın değil mutlu olmanın anahtarıdır. Birlikteliği daha da kuvvetli hale getirecek bir davranışla insanlar yaşam kalitelerini daha da üst seviyelere taşıyabilirler.

Peki nasıl olmalı bu özür durumu? Nedir özür dilemek? İnsanların elinden gelmeyen sebeplerle yaptığını zannettiği ya da öyle olmasını istediği ama sonrasında pişman olduğu veya yaptığı durumun doğurduğu sonuçta öyle anlaşılmak istemediği, kötü niyetinin olmadığını düşünüp içinde bulunduğu durum karşısında üzülüp, aynı durumun bir daha yaşanmaması için elinden geleni yapacağını taahhüt etmesidir. Bu durum güzel bir davranıştır. Geç de olsa insan yanlışını fark etmiş veya yaptığının yanlış olduğu kendisine fark ettirilmiştir. Bu yanlışı bir daha tekrarlanmamasıdır özür dilemek.  Özür dilemek baştan sona bir pişmanlık durumudur. Zaten pişman olmayanın özür dilemesinin bir anlamı da yoktur. İnsanın doğası gereği yanlış yapma potansiyeli yüksektir. Tabii ki durum böyle olunca hayatın bazı yerlerinde bazı yanlışlar yapmaktan da kaçınılmıyor. Ancak özür dilemeyi anlamamak da yanlış yapılan insanı daha da zedeler. Yapılan bir yanlıştan sonra sözle söylenen “Özür dilerim” yeterli değildir ki. Yapılan yanlışın toparlanması için de bir çaba sarf etmek gerekir. Öfkeyle sevdiği insanı ve çevresinde onu seven insanları kırıp onları hayatından çıkarıyorsa insan bir hiç uğruna, sonradan da yaptığı yanlışı anlayıp, “aslında böyle yapmak değildi niyetim, her şeyi boşverdim kendimi bile, seni kırdığım için özür dilerim” demek yeterli değildir ki. Özür bir harekettir. Bozduğunu düzeltmektir özür. Hayatından insanları çıkardığı, insanları kırdığı için pişman olmuşsa insan, hayatına ona değer verenleri almak için mücadele etmesi, kırgınlıkları düzeltmesi için bir şeyler yapmasıdır özür dilemek.

Öyle kolay kolay bulunmuyor insanların hayatlarını birbirine adayacağı sevgiler, birliktelikler, o yüzden bu birliktelik eline geçti mi insanın devam ettirmek için uğraş göstermesi gerekir. Kırdı mı insan sevdiğini farkında olmadan, özür dileme faaliyetini hayata geçirmeli vazgeçmemeli sevdiğinden. Yeri geldiğinde insan özür dilemesi için fırsat vermeli sevdiğine. Seven de sadece özür dilemek için yaklaşsa, gururuna yenilmese, terslenmekten korkmasa “beni affet” dese, işte o zaman sevdiğinin eline ne kadar sevildiğini görüp görmeme şansı vermiş olur. Seven de sevdiğini kelimelerde bırakmayacak hayata geçirecek şansı bulduğunda bunu değerlendirip sarılıyorsa sevdiğine işte o zaman başlıyordur asıl aşıklar serüveni. Bazen insan sevdiğinin karşısına çıkıp, “Benim için her şeyden önemlisin sensiz bir saniyem bile geçmiyor. Kabul edilemeyecek bir şeydi belki yaptığım ama her insan hata yapar, senden beni affetmeni istiyorum, yeter bu sensizlik acısı. Kalbindeki yerimi kaybetmişsem eğer beni affetmeni de bekleyemem zaten ama yeniden düşünmen için kendine bir fırsat vermeni istiyorum. Seni çok seviyorum” diye haykırmak ister. Bu yüzden eğer insanın kalbinde hata yapana dair bir şeyler kalmışsa, etrafını duvarlarla örmemeli, duvarlarla örse bile o duvarlar mücadele edilerek aşılabilecek duvarlar olmalı. Eğer en ufak bir sevgi kalıntısı varsa ilişkide bu ilişkinin düzelebilir hatta eskisinden daha iyi bir birlikteliğin olabileceğini unutmamak gerek. Ne yaşanırsa yaşansın, en baştan yeni ve taze bir başlangıç yapmak mümkündür. Sınırlı olarak hayal kırıklıkları yaşamak normaldir ve kabul edilebilir bir durumdur. Her ne olursa olsun sonsuz olan umut kaybedilmemelidir. Affederek, kucaklayarak, özür dileme imkanı vererek mutlu ilişkiler varlığını sürdürüyor ve devamında mutlu aileler oluşturuluyor. Ancak ve ancak mücadele vererek bir arada kalan mutluluklarını aile olarak taçlandıran ilişkilerin sonucunda mutlu toplumlar var olabilir. Mutlu toplumların var olması için özür dilemeli ve affetmeli.