SABIR

İçinde bulunduğu hayat insana zorluklar ve engelleri de sunuyor kendi içerisinde. Hiç olmadık zamanda hiç olmadık bir sorunla karşılaşıyor, bu zorlukların aşılması bekleniyor insandan. Bazen, doğal olayların çerçevesinde yaşanması gerekiyor bu zorlukların, bazen de bazı insanların kendisi çıkarıyor zorlukları diğer insanlara. Yaşamları boyunca bu durumlar insanlara tecrübe kazandırır, insanları yorar ve yorulan insan yıpranmaya başlar. İşte tam da bu sırada insanın yıpranma sürecini veya hayata kalma sürecini yöneten sabır durumu giriyor devreye. Her ne kadar sabır, “olacak ya da gelecek bir şeyi telaş göstermeden bekleme” olarak bilinse de bu tanım çok da yeterli değildir aslında bu kelimeyi anlatmaya. Yani sabır öyle zannedildiği gibi beklemekten ibaret değildir. Sabır bir süreç barındırır kendi içerisinde. İnsanın ulaşabileceği bir hedef koymasıyla başlar ve bu hedef doğrultusunda gösterilen emek, çalışma ve isteme arzusuyla varlık gösterir. İnsanı hedefinden şaştıracak unsurlara karşı mücadele etmesidir. İnsanın yaşanabilecek zorluklara, çıkacak engellere, karşı karşıya gelebileceği sıkıntılara göğüs germesidir. İşin özünde sabır kavramı; yaşanabilecek acılara ve zorluklara karşı gösterilen direnç ve manevi bir terbiyedir. İnsan yaşadığı olaylar kadar olgunlaşır. Hatta insanların yaşadığı olaylarda karşılaştıkları zorluklar, işini kaybetmesi, hayatta kalmak için yaşam mücadelesi, ölüm ve en kötüsü sevdiği hayattayken sevdiğini kaybetmesi gibi durumlar insanı daha da olgunlaştıran olaylardır. Yani sabır insanın hayatında maddi ve manevi durumlarda karşılaşacağı zorluklarla da varlığını gösterir. Bütün bu zorluklarla karşılaşılan sınavların hakkını vererek başarıya ulaşmanın ta kendisidir sabır. Öyle sadece beklemek değildir!

Boşvermişçesine hiçbir şey yapmadan beklemek hüsrana uğratır insanı. Sabrı yanlış anlayan kendini karanlık dünyadan dışarıya çıkaramaz. Sabrı beklemek olarak anlayanın başı kalkmaz ki hüsrandan. Yaşayacağı zorluklardan dolayı insanın sevdiğinden veya değer verdiğinden vazgeçmesinden sonra “sabır ile beklemesi” insanı pişmanlıklar zincirinin içerisine alır. Bekleme anlayışı insanın ayağında takılan bir pranga olur. İnsan birini unutmak zorundaysa eğer bunu sindire sindire yapmalı. Çünkü aklın zamansız öldürdükleri, yürekte amansız dirilir. Geçti sanır insan. Yeni hayatlar kurmaya başlar, uzun uzun sohbetler eder, kendini yeni insanlara açar. Yeni bir hayat kurar aklın zamansız katledişinden sonra. Gün gelir o zamansız katlediş bir tokat gibi çıkar insanın karşısına, yürekte amansız dirilen o durum artık insanın boşvermesine de izin vermez hiçbir şeyi. Pişmanlık takip eder insanı, sonra arkasına baktığında onlarca “keşke” diyebileceği durumun varlığını görür insan. Sabır, “iyi ki!” diyebilmenin anahtarıdır. İnsanın yaşadığı durumlarda karşılaştıkları güçlüklerde, o güçlüğü aşıp sonuca ulaşmanın ve azmin göstergesidir sabır. Çünkü, “ancak inanarak sabredenler refaha ulaşırlar”. Aynı zamanda, insanın içinde bulunduğu her durumun neticesine ulaşmak için belli bir zaman alması gerektiğinin bilincinde olarak çalışmaya devam etmektir sabır. Panik ile, telaşla, aceleci bir tutumla ve düşüncesiz yaklaşımlarla içinde bulunulan durumlar insanı sabır kavramından uzaklaştırır. Sabırlı olmanın en önemli unsurlarından biri de insanın içinde bulunduğu durumlarda kendisini hedefinden çıkarabilecek unsurlara karşı gösterdiği mücadeledir. Hedefe giderken insanın aklında geçen ve insanı hedefinden çıkarmaya çalışan kuşku, korku, umutsuzluk, çaresizlik ve cesaretsizlik gibi olumsuz durumlara karşı dik durmaktır sabır. Bu süreçte yorulur insan. Yavaş yavaş kapanan gözlerle uyku bastırır insanda ama hiçbir şey değiştiremez, hedefe ulaşma sevgisini insanın içinde. Her gün biraz daha bağlanır insan istediğine ulaşmaya. İnsan sabrederken bulur en gerçek kendini kendi içerisinde. Kendisinin en yalın ve en saf halini de sabrederken yaşamaya başlar. Sabır insanın en sevdiği ilaçtır. İlaçsız kaldı mı insan yavaş yavaş ölüme doğru yol alır.

Sabrın tüm bu unsurları gösteriyor ki, öylesine tembelce beklemek değilmiş aslında bu kavram. İnsanın başına gelen olumsuz durumları kabullenerek o durumlara katlanmak, durgun ve hareketsiz kalarak, pasif bir bekleyiş hiç değilmiş bu sabır. Haksız yere mahkumiyete, tecavüze, haysiyet kırıcı saldırılara ve davranışlara katlanmak değilmiş. Bunlara karşı insanın tiksinti duyması ve kederlenmesi onu haksız yapmaz ama bu durumlar yeterli değildir. Bu durumlara karşı çıkmak gerekir. Karşı çıkma duruşunun gösterildiği tutum boyunca gösterilecek irade gücüdür sabır. İnsanın kendi iradesiyle üstesinden gelebileceği davranışları karşısında göstereceği durgunluk ve razı olma hali de sabır değil, acizlik ve tembelliktir. Bu kavramları birbirinden ayırmak gerekir. Allah’ın kimseye taşıyamayacağı yükü vermeyeceğine inanarak karşılaşılan tüm zorluklara göğüs germe bilincidir sabır. Ancak sabrederek o güçlüklere karşı verilen mücadelelerin sonunda hayra ulaşır insan. Maalesef insanlar sabır durumunu yanlış anlamaya, bu durumu bekleme ve pasif kalmaya meyillidir. Çünkü insanların doğasında hemen vazgeçme özelliği vardır. Yaşanan durumların aynılığını benimser insanlar. Bu benimseme de insanın içindeki heyecanı kaybettirir, hevesini soldurur. Ancak sabrı doğru anlayan insan kendini belli eder ve kendi değişimini benimseyerek yükselişe geçer ve içinde bulunduğu durumlarda da yaşanan değişimler fark edilir. Ancak, insanın içindeki öfkesini bastırması, karşılaşacağı zorluklara ve saldırılara karşı göstereceği öfkeyi de öylece gizleyebilmesi basit bir durum değildir. Sevgiye sahip olan insanların her durumu aştığı gibi içinde bulunacakları bu zor durumları da sevgisiyle aşacağı görünmektedir. Sabır kavramı da öğrenilen ve insanın hayatında uygulayabileceği bir kavramdır. Özellikle de öğrenilmesi gereken kavramların başına da sabır alınmalıdır.

Sabırlı olmalıdır insan. Sabır zorlukları yaşayarak güzelliklere götürür insanı. Bulutlar ağlamasaydı, yeşillikler gülebilir miydi? Bazen acı çekmektir sabretmek. Saçının teline zarar gelse dünyaları yakacağını, gördüğünde kafasını eğip geçmek oluyor bazen. Bazen de, varlığıyla başlayan bir günün yokluğuyla bitmesine alışmak. Umutsuzluğu ihraç eden bir ülkenin bir şehrinde yaşamak oluyor, inzivaya çekilen hikayelerin hüzün dolu tetiğini çekmek gerekiyor bazen. İnsan amacına sabırla erişir ancak aceleyle değil. Basit olan yeşillikler ot olarak iki ay içerisinde yetişirken, kırmızı güller ancak bir yılda yetişiyor. Aceleci olup basit bir ot hayatı yaşamaktansa, mücadeleci olup gül bahçesinde yaşamaktır sabretmek. İnsan üzülmemelidir istediği olmuyor diye. “Şer sandığınızda hayır, hayır sandığınızda şer vardır” inancıyla yaşamalıdır insan. Yani insanın istediği olmuyorsa eğer daha iyisi olacağı için olmuyordur. Belki de o istediği şeyin onun için olması doğru değildir.

“Üzülme, istediğin bir şey olmuyorsa, ya daha iyisi olacağı için; ya da gerçekten olmaması gerektiği için olmuyordur. Sen darda olduğun vakitlerde, sana bahşedilmiş olanlarla elinden geleni yaparsın, en güzel çareleri düşünürsün uygularsın fakat yine bir şeyler olmuyorsa, kendini yerden yere vurman iyi bir durum değildir. Direnmekle, kendi iç huzurunu bozarsın. Sabırla uygula sana verilmiş olanları, o anki imkanlarınla.”   

Mevlana