SARIYER

Benim tarihi geçmişim Bizans döneminden önce başlayıp, Bizans dönemi boyunca yüksek oranda tercih edilen bir bölge olarak varlık göstermektedir. Bizans döneminden sonra Osmanlı ile markalaşmaya başladım ve bugünlere kadar geldim. Benim bulunduğum bölge Boğaziçi’nin en eski yerleşim yerlerinin başında gelmektedir ve sınırım Büyükdere limanında başlamaktadır. Bu bölge de ismini Belgrad Ormanındaki tepelerden denize dökülen Bakla Deresi’nden almaktadır. Yani içinde bulunduğum coğrafi konum sayesinde markalaşmaya başladım. Markalaşmaya antik çağlar itibarıyla başlamıştım ve o dönemlerde benim sınırımı oluşturan Büyükdere markasına “Bathykolpos” adı verilmekteydi. Bu kelimenin Türkçe karşılığı ise “derin körfez, büyük koy, derin vadi ve büyükdere” anlamını taşıyordu. Kısacası bu bölgenin markalaşma hikayesi Bizans döneminden önce başlayan bir serüven olarak kendini ispatlamaktadır. Benim en hareketli bölgelerimden birini oluşturan bu bölge her zaman yönetimim altında olan önemli bir alanı oluşturuyordu. Şehir yöneticileri ve devlet erkanlarının yaşam için tercih ettiği bölge de bu bölge olmuştur. Büyükdere bölgesinin benim kontrolüm altında olması benim markalaşmam için çok önemli bir imkandı. Çünkü, bu bölge önceleri Boğaziçi’nin merkezi durumundaydı. Otelleri, gazinoları, lokantaları, gemi acenteleri, limanı ve ticari hareketliliği ile dikkat çekiyordu. Buyükdere’ye girişteki Köşem Restaurantın arkasındaki yamaçta Hotel de Ellevue, deniz kenarındaki La Piyer, Üniver, iskele yanında Propylees, Paris, basador, Astoriya, Bristol, Mardiros ve Çayırbaşı yakınında Platon isimlerini taşıyan oteller bulunuyordu. Büyükdere meyhaneleri, gazinoları ve çay bahçeleri ile Boğaziçi’nin eğlence merkezi idi. Piyasa Caddesindeki Beyaz Park, Büyükdere Çarşısı içinde Bosfor gazinoları ile ünlü semtlerden biriydi. Beyaz Park Gazino ve plajı Büyükdere ile adeta özdeşleşmiştir. Gazino ülkenin en önemli ses ve saz sanatkârlarını halka sunardı. Büyük bölümü deniz üzerinde olduğundan sandal ve kayıklarla yüzlerce insan denizden sahneyi seyrederdi. Tüm bu unsurlar sayesinde hem Avrupa’nın dikkat çeken ilçeleri içerisinde hem de yerli halktan üst sınıf kitleyi ağırlayan bir konuma gelmiştim.

Büyükdere ile alakalı tüm gelişmeler marka değerime olumlu katkıda bulunmuyordu aslında. Her ne kadar turizm açısından beni diğer ilçelerin önüne geçirse de bu sosyal gelişmelere sonradan eklenen Büyükdere Beyaz Park plajı da muhafazakâr halkın tepkilerini üzerime çekmemi sağlamıştı. Bu plajın açılmasından sonra “ahlak ve edep dışı” davranışların sergilendiği, olumsuz bir imaja sahip olan bir bölge olmuştum. İstanbul merkez yönetimine benim bu bölgem ile alakalı şikayetler artmaya başlamıştı. Bütün bu şikayetlerin ve marka değerimin düşmesindeki asıl sebep benim topluma aykırı bir kültürü bu bölgede yaşatmaya başlamam olmuştu. Kadın ve erkeklerin birlikte eğlendikleri, denize girdikleri ve güneşlendikleri bir bölge olmuştum. Ancak, güçlü bir kriz yönetimiyle tüm bu kötü algıyı üzerimden atmış, ülkedeki kanaat önderlerini bu bölgede ağırlayarak yaşanan durumların aslında ülkenin özgürlüklerinin genişlemesi gerektiği mesajını vermiştim. Her ne kadar toplumun yapısını değiştirsem de bu durum benim markalaşmamda olumlu etkiler yaratmıştı. Avrupalıların benim bölgemde yaşamasını sağlamıştım. O dönemlerde inşa edilen Portakalyan Yalısı da benim bugünlere kadar taşıdığım önemli eserlerim arasında yerini almıştır. Kısa zaman sonra Hristiyan insanların ibadet edebileceği kiliseler de benim bölgemde inşa edildi ve bugünlere  kadar bu eserlerden bazılarını taşımayı başardım. Bu eserlerin arasında en önemlilerinden biri de Ermeni Surp Boğos kilisesidir. İspanya Büyükelçiliği yazlık binası da benim bu bölgemde inşa edildi ve adımı Büyükdere ile tüm dünya ülkelerine duyurmayı başardım. Tabii sonrasında, Rumlar, Latinler ve Ruslar yoğun olarak benim bölgemde yaşadı ve birçok farklı kültürü aynı çatı altında ağırlama imkanı buldum.

Her geçen gün daha da büyüyordum ve Büyükdere bana yetmemeye başlamıştı. Büyükdere’yi de yönetimime alan bir yapıya sahip olmam gerekiyordu. Bu yapı sadece büyük dere değil, aynı zamanda birçok farklı bölgeyi de bir araya getirerek İstanbul’un gözde ilçeleri halini almalıydı. İstanbul’un içerisinde yeşil ve mavinin buluştuğu farklı bir şehir olmayı planlıyordum. Benim bölgemde iki adet dere bulunmaktaydı. Bunlardan birincisi Simas (“Burun”) sözcüğünden türeyen Büyükdere, diğer de Skletrinas sözcüğünden türeyen küçük dereydi. Bu dereler benim bölgem için her zaman önemli konumlarda olmuşlardır. İlk zamanlardan beridir bu derelerin etrafında yaşam alanları inşa edilmişti hatta birinci dereye Aphrodite heykeli, ikinci dereye de Apollon adak yeri yer almaktaydı. O yüzden bu iki derenin marka konumlandırmasını kullanarak yeni bir marka isim oluşumu sürecine girdim. Sadece bu dereler ile değil aynı zamanda bu bölgede yaşayan “Sarı Baba” adında bir kişinin de eski eserlerde adının anılması ve benim çevremde bakır madeninin yer alması da benim “Sarı-Yar” denilmesini sağlamıştı. Sonralarda benim bölgemin “Sarıyer” olarak anılması da benim marka ismimin oluşmasına sebep olmuştur. Sarıyer olduktan sonra yeni marka konumlandırmalarımla birlikte diğer bölgelerimin de özeliklerini insanlarla paylaşmam gerekiyordu. Ben yeşillikler ve ormanlık bir bölgede olduğum biçin bu özelliklerimi kullanmam gerekiyordu. Bölgemin havasının güzel olmasını ve buradaki suların şifalı olmasını ön plana çıkararak yeni bir marka konumlandırması oluşturdum. Bu yeni marka konumlandırmam benim ahlak yapısını bozan imajdan uzaklaşmamı da sağlamış oldu.

İlçemde yer alan diğer bölgeleri de markalaştırmaya başladım. Aslında sahip olduğum bölgeler arasında marka değeri çok yüksek bölgeler bulunmakta. Bugünlerde sadece denize kıyısı olan temiz hava ve yeşillik özeliklerimden dolayı tercih edilen bir bölgeyken aynı zaman da içerisinde köklü tarihi barındıran bölgelere de sahip durumdayım. Örneğin benim bölgemde yer alan ilçelerden Bahçeköy, yemyeşil bir bölgedir. İlk kuruluşu 1521 yıllarına dayanmaktadır. Kanuni Sultan Süleyman Belgrat Seferi sonrasında yanında getirdiği Sırp esirleri bu bölgeye yerleştirmiş ve kurulan bu köye Belgrat köy çevresindeki ormana Belgrat köy adı verilmiştir. Daha sonra köye zarar verdiği anlaşılarak köy buradan topluca alınarak şuan ki yerine taşınmıştır. Bu köye de Bahçeköy adı verilmiştir. Bahçeköy de İstanbul Üniversitesi, Orman Fakültesi, Orman İşletme Müdürlüğü, Fidanlık, 2 özel okul 1 ilköğretim okulu, öğrenci yurdu bulunmaktadır. Bahçeköy’ü çevreleyen Belgrat ormanı, İstanbul halkının solunum ihtiyacını karşılayan yegane dinlenme yeridir. Orman muhafaza alanı olarak ayrılan Belgrat ormanları geçmişte de bugün olduğu gibi İstanbul’un su ihtiyacını karşılamıştır. Mimar Sinan tarafından inşa edilen su kemerleriyle İstanbul’un belli bölgelerine su bu bölgeden ulaşmaktadır. Günümüzde hala bu fonksiyonları yerine getiren 7 adet bent bu orman içerisinde yer almaktadır. Her ilçemin içerisinde kendi marka değerini yaşatan özelikler benim gücüme güç katamaya devam etmektedir.

Belgrat ormanı bünyesinde bulunan Av-Koruma-Üretme Sahası ve Balık Üretme İstasyonu halkın eğlenme, spor dinlenme ihtiyaçlarını karşılayıp kalabalık İstanbul şehrine çok yönlü hizmetler sunduğu için ayrı bir öneme sahiptir. Türkiye’nin ilk, Dünyanın planlı ve ünlü Arberetumu olan Atatürk Arberetumu da Belgrat ormanı içerisinde tesis edilmiştir. Arberetumlar bilimsel araştırma ve gözlem amacıyla orijinal ve yaşları belli, her biri doğru ve dikkatli bir şekilde bir araya getirilmiş, çoğunluğu ağaç ve diğer odunsu bitkilerin uygun seçilmiş alanlarda yetiştirilip sergilendiği tabiat parçalarını ortaya çıkarmaktadırlar. Bahçeköy, Karadeniz iklimi etkisindedir. Ilıman ve nemli bir iklim tipi mevcuttur. Bahçeköy de ormanlık alanlar geniş yer kaplamaktadır. Meşe türleri ve çam çınarlar çoğunluktadır. Yörenin havasının ve suyunun temiz olup önemli bir piknik alanı olması, yaz ve kış mevsiminde hafta içi ve hafta sonları dinlenme, eğlenme ve spor amaçlı kullanılmaktadır. Bahçeköy ün güneyinde ve doğusunda yer alan Belgrat ormanı ve içindeki tarihi bentler gerek yabancı gerekse yerli turistlerin ilgisini çekmeye devam etmektedir. Tüm bu özeliklerim beni İstanbul ilçelerine göre biraz daha ön plana çıkarmaktadır. Ancak benim hedefim Avrupa ülkesi şehirleriyle kıyaslanmak ve insanların sırf benim bu tarihi ve doğal zenginliklerimi merak ettikleri için İstanbul’a gelmesidir. Bunun için uzun vadeli bir marka şehir planı stratejisine ihtiyacım vardır.