ŞÜPHE

Bir olay içerisinde bulunduğunda bu olaya duyduğu emin olamama duygusu veya güvensizlik duygusuna “şüphe” deniliyor. Bazen de bu şüphe durumu daha farklı bir evrim geçiriyor ve başka insanların iyi niyetli durumlarını da kötüye yorumluyor ve o iyi niyetli durumdan da işkillenme duygusu çıkarılmış oluyor. İnsanlar bir durumdan önce şüphelenir, sonra işkillenir ve sonra da kuşku duymaya başlar. Maalesef bu üç duygu da insanın yaşamını çok zora sokar. Şüphecilik insanın tüm varlığını alt üst edebilir ve sonrasında geriye boşverilmiş karanlık bir yıkıntı bırakır sadece. Yani şüphe insanın hayatını tamamen değiştirebilecek bir güce sahiptir. İnsanların birbirlerine olan bağlılıklarını, sevgiyi var eden saygıyı ve bu oluşumların hepsinin üzerine bir gölge getirir. Ancak, şu da bilinmelidir ki, duyuların en güçlüsü sevgidir. Sevgi bütün bu kara bulutları dağıtıp aydınlıklarla kavuşturur insanı. Maalesef şüphe gibi, kaygı gibi durumların içinde olan ve bu şüpheler ve kaygılar yüzünden birbirlerinden ayrılan insanların sayısı da çok fazladır. Burada ortaya çıkan durum da şudur ki, demek ki o kaygılar veya şüpheler insanların birbirlerine duydukları sevgiden daha ağır gelmiştir. Eğer bir birlikteliği taraflardan birinin elinde olmayan bir rahatsızlığı (şüphe, takıntı gibi) yüzünden bitirmek istiyorsa karşı taraf bu durumda rahatsızlığı olan insan bilmelidir ki, yeterince sevilmiyordur. Seven insan sevdiğinin hastalığı için destek olmalı ve iyi günde de, kötü günde de sevdiğini yalnız bırakmamalıdır. Bu durumlar kişisel algılanmamalıdır.

Bu durumlar kişisel algılanmamalıdır çünkü, şüphe duygusu insanlarda genelde 3 -18 yaş arasında kendini gösterir. İlk olarak çocuk tuvalet eğitimine başlar ancak anne ve baba bu eğitimi çocuk için adeta bir savaşa dönüştürür. Bu savaş çocukta şüphe ve utanç duygusunun gelişmesine sebep olur. Cezalandırıcı, kısıtlayıcı, aşırı koruyucu anne babalar çocuklarının özgürlüklerini ellerinden alarak onları şüphe ve utanç duyguları yüksek çocuklara çevirirler. Şüphe duygusunu yaşadıktan sonra çocuk yaşadığı durumlara artık bu gözle bakmaya başlar. İlerleyen yıllarda ailesel, çevresel ve arkadaş ilişkilerinde daha alıngan, kırılgan ve zorlayıcı tavırlar sergilemeye başlar. İnsanların kendisini sevmediğini düşünmeye başlar ilk dönemlerde ve kendini dışarıdan gelen düşüncelere kapatır. Şüpheci kimlik artık çocuğun yapısına iyice yerleşmiştir. Kısacası şüphe durumunun kökenine baktığımızda, duygu bozukluğu, sosyal izolasyon, aile öyküsü, kişiler arasındaki aşırı hassasiyet gibi etmenlerin oldukça etkili olduğunu görüyoruz.

Günümüz dünyasında çoğumuzun içerisinde ufak da olsa bir şüphe durumu vardır. Bunun sebebi de çevremizde yaşananları veya dünyanın herhangi bir bölgesinde yaşanan herhangi bir ihanet durumunu ve buna benzer durumları, gelişmiş iletişim ağları sayesinde görmemizdir. İster istemez içinde bulunduğumuz ortamdaki insanlara çok güvensek de, onların bir yanlış yapmayacağından emin olsak bile, dış dünyamızdan aldığımız olumsuz durumlar içimizde olan o şüphe duygusunu güçlendiriyor. İçinde bulunduğumuz durumu sorgulama bilincimize kodlanmış oluyor. Sorgulama durumu bazen sahiplenme ile gerçekleşiyor ama genelde şüphe ile hayat buluyor. Hayatında kendisine hiç yanlış yapmamış bir insanı bile beynine kodlanan olumsuz durumlardan dolayı şüpheyle yaklaşarak sorguluyor insan. Kendisinden bile çok güvendiği, hiç düşünmeden kendisi için ölüme gideceği birinden bile şüphelenebiliyor mesela insan. Bu durum aslında karşısındakine güvenmemek değil, daha önce oradan buradan şahit olduğu güvensizlik durumuna benzer bir durum yaşadığında beyindeki kodlar hemen insanı şüphelenip sorgulamaya tetikliyor . Cumartesi günü geceye doğru insanın sevdiğinin telefonu bilinmedik bir numara tarafından çaldığında, istediği kadar güvensin, istediği kadar sevsin, daha önce beynine kodlanan durumlardan dolayı insan şüpheye düşer mesela. Çünkü bu gün ve bu saat normal bir gün ve saat değildir bilinmedik bir numara tarafından aranmak için. Bu şüphe durumuna düşen insan ne yapar peki? Genelde çok güvendiği biriyse eğer karşısındaki, ona yansıtmadan içini rahatlatmak için sorgulamaya başlar. Arayan numaranın kime ait olduğunu ve neden aradığını sorgulamaya başlar. Ancak bu insanda daha fazla güvensizlik durumu oluşturur. Bu durumun öğrenilmesinden sonra insanların arasındaki sevgi duvarı çatlamaya başlar ve çok değil çok kısa sürede o sevgi duvarı paramparça olabilir. Bu yüzden böyle durumlarda insan karşısındakine çok güveniyorsa, açık olmalı ve bu soruyu sorabilmeli, “bu saatte seni arayan biri oldu, kimdi arayan” diyebilmeli.

Maalesef yukarıdaki örnekte de görüldüğü gibi, şüphe, duyguların değil, zekanın bir kusurudur. Zaten bu yüzdendir ki insanlar birbirlerinin özeliklerinden etkilenebilirler ama insanlar birbirlerinin özeliklerini sevmek yerine direkt birbirlerini sevmeyi tercih etmelidirler. Özellikler kaybedilebilir, zayıflayabilir eski gücünü gösteremez. Bir insan zeki diye, güzel diye, mal varlığı fazla diye severse, zaman içerisinde kaybedilen zeka, güzellik ve mal varlığı otomatikman sevginin de bitmesine sebep olur. Sevgi biterse insanlık biter. Şüphelenen insanlara karşı sevginizi bitirmeyin. Şüphelenen insanların bir hastalığı olduğunu önceden kabul edin ve seviyorsanız eğer bu hastalığın tedavisi için kendisine destek olun. Emin olun insanın sevdiğinden, dostundan şüphelenmesi, onların ihanet etmesinden daha utanç verici bir durumdur. Şunu da unutmayın ki; şüpheler, en kötü gerçeklerden bile daha zalimdir. Şüphe insanı yok eder. Elinizden geldiğince şüpheden uzak durun.