TERK ETMEK

Hayatta çoğu durumun garantisi olmadığı gibi hiçbir ilişkinin de sonsuza dek süreceğine dair bir garanti yoktur. Bu durumu bile bile de hiç kimse ayrılmak için bir ilişkiye başlamaz. İnsanlar mutlu olacaklarını düşündükleri, kendi aralarında rahatlıkla paylaşım yapabilecekleri ve bu beraberlikten ailelerinin veya yakınlarının da mutlu olacağını düşündüğü için bir beraberliğe başlar. Tanışır, tanıştırılır, flört eder, çıkar ve buna benzer durumları yaşar, sırf birbirlerini tanıma imkanı vermek için. Bu içinde bulunan durumlarda insanlar genelde ne hissettiğine bakar. Unutmayın ki, hiç kimse hiç kimseyi hiçbir zaman tanıyamayacak. Çünkü insan stabil yaratılmamıştır. İnsanın doğasında değişkenlik vardır. Her zaman aynı şekilde, aynı duygu, düşünce ve davranışlarda sabit kalamaz. İnsan değişir, değiştirir, duruma göre davranır, içinde bulunduğu ortama ayak uydurur, uyum sağlar. Belli bir zamandan sonra da uyum sağlamak için kendisi ortam oluşturmaya çalışır ve ona da ayak uydurmak için uğraş verir. Bununla birlikte insanları diğer canlılardan ayıran en önemli özeliklerden biri de  duygu ve düşüncelerden oluşmasıdır.. Hayatları boyunca da bu duygu ve düşünceleri dengelemeye çalışmak için uğraşırlar. Kısacası, insanlar hem kendini hem karşısındakini dengelemeye ve bu sürece ayak uydurmaya çalışan bir varlıktır. Bedenlerindeki değişikliklere, hormonal değişimlere, zamana, karşısındakine, karşısındakinin çevresine ve kendi içsel ve dışsal durumlarına uymaya ve uydurmaya çalışır. En istikrarlı insan bile ara sıra istikrarsızlaşabilir ve değişime, değişkenliklere ihtiyaç duyar.

Tüm bu bilgiler çerçevesinde baktığımızda görüyoruz ki ilişkiler de tıpkı insanlar gibi yaşamaya başlıyor ve kendi içerisinde değişim göstermemesi imkansız bir durum alıyor. Aksi bir durum oluşmadıkça genelde insanlar ilişkiye tutku ile başlar, sonra bu tutku kendi içinde bağlılık oluşturur ve ilişkideki ilk değişim tutkudan bağlılığa doğru gösterir kendini. Bağlılık da bağımlılığa, alışkanlığa hatta bazı durumlarda da kültürel ve geleneksel dayatmalara göre şekil alarak mecburiyete dönüşür. Bu karmaşık olan ilişki yapısının oluşması da zaman alır. Zaman içerisinde yaşananların ve kazanılan tecrübelerin üzerine eklemesiyle, sağlamlaştırarak varlık gösterir. İlişkideki değişimler belli bir saatten sonra insana zor gelir. Karanlığa çekilir duygular. İlişkiyi yaşayan tarafların bu ilişkiye katlanma sınırları zorlanmaya başlar. İlişkinin değişim süreçlerinde taraflar kendilerinden bir şeyler kattıkça ilişki yaşadığı kişide kendini görmeye başlar ve sonra kendine tanıklık ettiğini gözlemler. Zamanla karşısındakine tahammül edemediğini gören insan bazen kendine ve kendi gerçeklerine tahammül edemez aslında ve o sırada kötü olan tarafını yansıtmakla meşgul olmaya başlar. Bütün bu süreçleri yaşarken, insan kedine bile yabancılaşır. Kendine yabancılaşan insan sık sık öfke anları yaşar bu da onu bir çıkmaza sürükler. Çıkmaza yaklaştıkça da suçlama davranışları artış gösterir.

Genelde herkes mutlu birlikteliklerin nasıl olduğuna odaklanır, peki mutlu bir ayrılık nasıl olmalı? Hiç kimse kötü sondan haz almaz. Bu durumu yaşamak istemez bu yüzden bu sonlarla çok ilgilenmezler. Oysa insanı en etkileyen durumlar ayrılıklardır. İnsanların mutlu beraberlik kurmaya başladıkları dönemden çok daha fazla karışık durumlar yaşarlar ve ayrılık döneminde  kendilerini psikolojik bozuklukların içinde bulurlar. Neden insanlar bir türlü öğrenemedi ayrılmayı? Neden insanlar hep olduğunu zannettiği ama kandırıldığı sözlerin tutulmadığı yürümeyecek bir ilişki için ısrarcı olur? Neden bir ilişkinin devam garantisi varmış gibi ısrarcı olur? Ayrılmak neden bu kadar sancılı bir durum olmak zorunda? Ayrılmak bir son, bir yok oluş gibi algılanır. Ayrılık beraberinde yokluk ve yok oluş getirir. Terk etmek konusunda başarılı olmak, ilişkinin temellerinin nasıl atıldığına, nasıl anlamlar ifade ettiğine ve çocuksu ihtiyaçların ve doyurulmamışlıkların şiddetine bağlıdır. Ayrılmayı bilen yas tutmayı becerebilen ve yoluna devam edebilendir. Yas tutmayı beceremeyen ise boşvermişlikler içerisinde yaşamaya devam eden, kendisine yakışmayacak şekilde davranmaya başlayan, kendi değişimini en kötü şekilde tüm çevresini üzerek, başka durumlara odaklanarak yas sürecini daima erteler. Ancak o yas mutlaka bir gün çıkar insanın karşısına, yas kaçınılmazdır.

Terk etme her zaman en son tercih olmalıdır. İnsan mutlu birlikteliği, mükemmel uyumu öyle kolay kolay bulamıyor. Terk eden şunu bilir ki, eğer kendinde tüm değişimleri yaşamışsa, sevmeyi sevilmeyi, öfkelenmeyi, özlemeyi, üzerine titremeyi ve buna benzer duyguları öğrenmişse artık o onun canı olmuştur. Terk eden giderken bekler “kal” demeyi duymak için. Şart mı terk edenin terk ederken bile “kalalım beraber” demesi dudaklarıyla, gözlerinin çığlık çığlığa “ayrılmayalım” demesi giderken. Eğer bir gidiş olduysa unutulmamalıdır ki, hiçbir gidiş asla tek başına hayat bulmaz; mutlaka biri iter, diğeri gider. Terk etmenin en önemli unsuru şudur ki terk ettiği güzel zamanlar değil, sadece sevgilinin kendisidir.