VİYANA

Merhaba, ben Viyana. Sizlerle ufak bir yerleşim yerinden, dünyanın en iyi yaşanabilecek şehirler seviyesine bir marka olarak nasıl taşındığımı paylaşacağım. MÖ 400 yıllarında ilk konuklarıma ev sahipliği yapmaya başladım. İlk varoluşumdan buyana değerlerimi hala taşıyor ve hala mirasımı nesiller boyu aktarıyorum. Marka kimliğimin yapı taşlarını “Keltler” isimli bir kavim oluşturdu. Bu kavim günümüz Avusturya’sının belirli bölgelerinde yerleşim yerleri kurmuş ve zengin bir kültürün oluşmasını sağlamıştı. 500 yıl sonra Romalıların yerleşimi ile Viyana sınırları çizilmeye başladı. Kelt kültürü ve Roma askerlerinin, tüccarları ve sanatkarları bir araya getirmesi yeni bir kültürün doğuşunu sağladı.

Marka konumlandırmam, Romalıların şehri terk etmesi ve sonrasında “Kavimler Göçü” çağının başlamasıyla varlık göstermeye başladı. Yaklaşık yarım yüz yıl boyunca sayısızca kavim Avrupa boyunca göç etti ve neredeyse her kavime Viyana ev sahipliği yaptı. Bu süreç, marka bilinirliğimin yayılmasında büyük rol oynadı. Gelip geçen kavimler ilk olarak marka kimliğimi belirledikleri aşamada bana “Venia” demeye başladılar. Uzun bir dönem sonra marka itibarımın güçlenmesi birçok kraliyet ailesinin göz bebeği olmamı sağladı ve 1273 yılında Habsburg soyağacının en başındaki Rudolf I. von Habsburg Roma-Cermen kralı olarak benim marka kurucum olmuştur. Markalama sürecim istikrarlı bir şekilde bu kraliyetin yönetimi altında 600 yıl yönetildi. Ekonomi ve ticaret alanında artık dünyada adı geçen sayılı şehirler arasına 1500 yıllarında geldim. 1365 yılında kurulan Viyana Üniversitesi sayesinde de bilimin gelecek yüz yıllardaki ilerleyişinin ilk adımı atılmış oldu.

Avrupa’nın diğer şehirleri gibi veba krizi benim de marka serüvenimdeki ilk büyük krizlerden birini yönetmeme sebep oldu. Sonrasında çıkan büyük yangın şehrin üçte ikisinin yanmasına sebep oldu. Bu yangını bir fırsata çevirip yeni şehir anlayışını başlattım. Şehrin altyapı çalışmaları bu yangından sonra oluştu. Marka bilinirliğim o kadar gelişti ki, birçok büyük imparatorluğa rakip konuma geldim. Osmanlı İmparatorluğu Viyana kapılarına kadar geldi. Ancak, yenilenme döneminde geliştirdiğim stratejilerle savunma alanımı da güçlü tuttum. O tarihten bu yana geliştirdiğim savunma surlarımı hala ziyaretçilerime tarihi bir hikaye olarak aktarmaya devam ediyorum.

Tüm bu yaşananlar benim markalaşma sürecimi güçlendirdi. Tuna nehri ile tüm Avrupa ve dünyaya bağlantı kurabiliyorum. Hem “hayal kenti” hem de “müzik şehri olarak marka konumlandırmamı oluşturdum. Modern şehir seviyesinin altında zengin bir tarihi ve eski Roma kalıntılarını da bir arada yaşatıyorum. Sanata verdiğim önem içerisinde  Canlı orkestralar, klasik müzik, valsler ve hatta herkes için farklı bir dans tadı sunan 20. yüzyılın bazı parçaları çalmaktadır. Bununla birlikte, Viyana’daki herkes neredeyse vals yapmayı kıyısından köşesinden bilir. Hem sanatta, hem bilimde hem de ticarette verdiğim güven sayesinde hala en önemli marka şehirler arasında yer almaya devam ediyorum.